NESNELERİN İNTERNETİ VE GÜMRÜKLER: Customs 4.0’a Giden Yolda Yeni Teknolojiler; RFID, Blokzincir (Blockchain) ve Ötesi

GİRİŞ

Teknolojik gelişmeler hemen her gün hayatımızı değiştirmeye devam ediyor. İnternetin büyük bir devrim anlamına geldiği günler çok eski tarihler olmamasına rağmen geride kaldı, hatta unutuldu. Günümüzde “Nesnelerin İnterneti-Nİ (Internet of Things-IoT)” dünyayı değiştirecek bir yenilik olarak kabul edilmektedir. Nesnelerin interneti birçok teknolojinin birlikte kullanılması ve insan teması olmadan işleyebilen sistemlere dayanmaktadır. Nesnelerin internetinin hayatımızın her alanına yenilik ve kolaylıklar getireceği hatta getirmeye başladığı söylenebilir.

Bu çalışmada öncelikle nesnelerin interneti konsepti ve hayatımızın çeşitli alanlarına yansıması değerlendirilecek ve nesnelerin interneti konseptinin getirdiği teknolojik imkânlardan yararlanılarak oluşturulabilecek bir Gümrük 4.0/Customs 4.0 konsepti ve bu konseptin temel enstrümanları ve dünya uygulamaları konusunda bilgi verilecektir.

1.   Nesnelerin İnterneti

1960’larda geliştirilmeye başlanan ve Türkiye’de ise geçmişi henüz otuz yıla yaklaşan internet, artık hayatımızdaki en önemli yayın ve iletişim kaynağı haline geldi. Neredeyse yaşanan her şey internete taşınmakta ve yaşanacak olanların plan ve programları da internette yapılmaktadır. Belki yakın bir gelecekte internet ortamına taşınmamış şeylerin gerçekliğinden de şüphe duyar hale geleceğiz.

Artık interneti (bilgisayar diliyle söyleyecek olursak) upgrade edecek yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Sadece bilgisayarların ve akıllı cihazların birbirine bağlanmasının sonuna geldik, aklımıza gelebilecek her nesne internete bağlanabilecek. Hâlihazırda internete bağlanabilecek tüm nesnelerin %1’inden azı internete bağlı bulunmaktadır. Yani, bir IP adresinden yararlanabilecek yaklaşık 1,5 trilyon nesnenin, ancak 15 milyarı internete bağlı durumdadır. Bugün gelişmiş bir toplumda bilgisayarlar, tabletler, elektronik eşyalar ve iletişim cihazları (akıllı telefonlar vb.), ev- deki fiziki altyapı unsurları (ısı ayarlayıcılar, sıhhi tesisat vb.), giysiler ve giyilebilir cihazlar, taşıt araçları ve çok daha fazlasının internete bağlanabilmesinin yolu açılmıştır. 2020 yılına kadar internete bağlı cihazların sayısının 50 milyarı aşacağı ve tüm internet bağlantılarının %83’ünün Nİ kaynaklı olacağı tahmin edilmektedir.

Nesnelerin interneti; fiziki ve sanal nesnelerin kimlikleri, fiziksel özellikleri, sanal kişiliklerinin bulunduğu, akıllı arayüzler kullanabilen ve iletişim ağlarına kesintisiz bir şekilde entegre olabilen, standart ve birlikte çalışabilir iletişim protokollerine dayalı kendi kendini yapılandırma yeteneklerine sahip bir dinamik global ağ altyapısını ifade etmektedir.

Böylece, çeşitli ağ bağlantılarını oluşturarak Her şeyin İnterneti/Internet of Everything (Hİ/IoE) olarak anılan konseptin de öncüsü olacak gibi görünmektedir. Bu bağlantılar cihazdan-cihaza, cihazdan kişiye ya da kişiden kişiye olabilecektir. Her şeyin interneti (Hİ) konsepti yalnızca fiziksel nesnelerin ağ yapılanması içinde birbirlerine olan bağlantısını değil, kişiler, süreçler ve veriler arasındaki bağlantıları da içerir.

Yani, aklınıza gelebilecek hemen her nesnenin RFID, GPS vb. teknolojileri kullanan sensörler vasıtası ile çevreyi algılayarak karar almaları ve uygulamaları, veri üretmeleri ve internete bağlanarak bu karar ve verileri birbirleriyle ve insanlarla paylaşarak internet üzerinden veya doğrudan gelen talimatları uygulayabildikleri bir sistem başlıyor.

Nİ sadece nesnelerin bir ağ içinde birbirine bağlı olduğu bir yapıdan öte bir durumu ifade etmektedir. Bu sistemden elde edilecek veriler yardımıyla yapılacak değerlendirmeler iş süreçlerinin dönüştürülmesinde de etkili olacaktır. Bu yeni sistem endüstriyel süreçlerden, evlere, arabalara ve kamu hizmetlerinden, lojistik süreçlerine kadar her şeyi etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir. Kısacası, artık gündemimizde akıllı fabrikalar, akıllı evler, akıllı şehirler, sürücüsüz araçlar ve akıllı eşyalar var.

Bu büyük gelişim ve dönüşümün yeni fırsatlar ve devasa bir ekonomik getiri ortaya çıkaracağı tahmin edilmektedir. Yukarıdaki şekilde 2025’e kadarki süreçte ortaya çıkacağı düşünülen (oldukça mütevazi tahminlere dayanan) ekonomik getiri ve bu getirinin oluşacağı alanlar görülmektedir.

Nİ’nin temel platform olacağı yeni sistemde üretim süreçleri, kamu hizmetleri ve lojistik alanları da köklü birer değişim geçirecektir. Aşağıda Nİ’nin, üretim süreçlerindeki dönüşümü ifade eden Endüstri 4.0’dan başlayarak, kamu hizmetleri ve lojistik alanlarına etkileri ve ortaya çıkaracağı fırsatlar değerlendirilmiştir.

1.1 Nesnelerin İnterneti ve Endüstri 4.0

İnsanlık tarihi bir yönüyle de devrimler, icatlar, keşifler ve yenilikler tarihidir. Bugüne kadar sayısız icat, keşif ve yenilik insanlık tarihini yönlendirmiş ve aynı zamanda da bir parçası haline gelmiştir. Tarım devrimi, yazının icadı, pusulanın icadı, coğrafi keşifler vs. ilk aklımıza gelen örneklerdendir.

Dünyanın bugünkü halini oluşturan en temel gelişmelerden birisi de su ve buhar gücünün mekanik tezgâhlarda kullanılmasıyla başlayan Sanayi Devrimi’dir. Dört evre halinde değerlendirilen Sanayi Devrimi’nin günümüze isabet eden siber-fiziksel sistemler, akıllı fabrikalar ve 3D yazıcılar gibi özellikleriyle ön plana çıkan periyodu, Endüstri 4.0 olarak adlandırılmaktadır.

Endüstri 4.0’ın temel eksenini endüstriyel süreçlerin bilişim teknolojileri ile bir araya getirilmesi oluşturmaktadır. Buna göre üretim sürecinde fabrikalardaki makineler, bilgisayarlar, sensörler ve diğer entegre bilgisayar sistemleri birbirleriyle bilgi alışverişinde bulunacak, insanlardan neredeyse tamamen bağımsız olarak kendi kendilerini koordine ve optimize ederek üretim yapabilecek.

Endüstri 4.0’ın ilk bileşeni bugünün donanımlarından farklı olarak, düşük maliyetli, az yer kaplayan, az enerji harcayan, az ısı üreten, ancak yüksek güvenilirlikte çalışan donanımlar ve bu donanımları çalıştıracak kaynak ve bellek kullanımı açısından oldukça verimli işletim sistemleri ve yazılımlardır.

İkinci bileşeni ise Nesnelerin İnterneti/Internet of Things (Nİ/IoT) olarak adlandırılan, her türlü araç gerece entegre edilmiş sensör ve işleticiler vasıtasıyla yeryüzündeki tüm cihazların birbiriyle bilgi ve veri alışverişi için kullanıldığı, kısaca Siber-Fiziksel Sistemler de diyebileceğimiz internet bağlantılı akıllı elektronik sistemdir. Üretim sürecinde fabrikalardaki makinelerde siber-fiziksel sistemlerin kullanılması demek insanlardan neredeyse bağımsız olarak kendi kendilerini koordine ve optimize ederek üretim yapabilecek akıllı fabrikalar demektir. Eğer Endüstri 4.0 stratejisi gerçekleşirse üretim süresi, maliyetler ve üretim için ihtiyaç duyulan enerji miktarı azalacak, üretim miktarı ve kalitesi artacak. Bu sistemlerin teknik altyapısını en başta internet ve internete bağlı akıllı cihazlar, 3D yazıcılar ile RFID ve GPS gibi teknolojileri kullanan sensörler oluşturmaktadır.

Endüstri 4.0 konspeti ile ilgili olarak Almanya, İngiltere ve Finlandiya’nın yanı sıra ABD’de öncü ulusal programlar yürütülmekte, Çin Akıllı Fabrika 1.0 projesiyle süreci yakalamaya çalışmakta, Hamburg’da bulunan Bosch Rexroth Fabrikası’nda uygulanan pilot projede ise insanlar, makineler ve ürünler birbirlerine bağlı olarak çalışmaktadır.

1.2 Nesnelerin İnterneti ve Kamu Hizmetleri

Nesnelerin internetinin dönüşüm yaratacağı bir diğer alan ise kamu sektörü ve kamu hizmetleridir. Yukarıda 2025’e kadar kamu sektörü için oluşabilecek ekonomik pazarın büyüklüğüne ilişkin tahmin 1,6 trilyon $ olmasına rağmen, Cisco Systems’in raporlarında; maliyet tasarrufları, artan verimlilik, yeni gelirler ve geliştirilmiş ürünlerin ve vatandaşlarının hizmet memnuniyetlerinin artmasının sonucu olarak bu rakamı 4,6 trilyon $’a kadar taşıyan tahminler de bulunmaktadır. Ekonomik olarak hiçbir aktörün göz ardı edemeyeceği kadar büyük rakamları akla getiren bu dönüşüm kimseye de dışarıda kalmayı tercih etme şansı vermeyecek gibi görünmektedir. En başta vatandaşların kamu idarelerinden beklentilerinin doğru tespiti ve bu beklentilerin ne kadar karşılanabildiğinin ölçülebilmesi Nİ’den yararlanılabilecek bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kamu sektörünün nesnelerin internetinin getirdiği avantajları tam olarak hayata geçirebilmesi için; yeni hizmet modelleri üretmek, yeni teknolojileri edinmek ve bunları gerçekleştirebilmek için uygun organizasyon yapılarını belirlemek amacıyla tüm işlem süreçlerini gözden geçirmesi gerekecektir. Bu durumda bildiğimiz rutin görevlerin veya görev tanımlarının ortadan kalkması da mümkün görünmektedir. Mesela, öğretmenler zamanlarının önemli bölümünü sınıftaki toplu etkinliklere değil, kişisel etkinlere ayırabilir veya ülkemizde de uygulanmaya başlanan Trafik Elektronik Denetleme Sistemi (TEDES)’in gelişmesi ile trafik polislerinin görev tanımı veya çerçevesi değişebilir. Aynı şeyleri sağlık hizmetleri ve bugünkü geleneksel mesleklerin yer aldığı birçok alan için de söylemek mümkündür.

1.3 Nesnelerin İnterneti ve Lojistik Süreçleri

Nİ’nin dönüşüm yaratacağı alanlardan birisi de 1,9 trilyon $’lık tahmini ekonomik getiri oluşacağı tahmin edilen lojistik sektörüdür. Nİ’nin lojistik üzerine etkilerini konsept, mekan ve işlem süreçleri şeklinde üç platformda değerlendirebiliriz.

Konsept düzeyinde bakacak olursak öncelikle tedarik zinciri ve senkro-modalite açısından değerlendirmek gerekir. Lojistik alanında yeni bir trend olarak ortaya çıkan senkro-modalite; tüm lojistik operasyonu boyunca freight forwarder ve lojistik hizmet sağlayıcılara istediği taşıma türünü seçebilme özgürlüğünün müşteri tarafından baştan verildiği bir taşıma modu olarak tanımlanabilir. Senkro-modalite uygulamasında, verilerin toplanması ve işlenmesi ile tedarik zinciri boyunca lojistik hizmet kullanıcılarına tam bir görünürlük ve izlenilebilirliğin sağlanması kritik öneme sahip unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu unsurların sağlanmasında nesnelerin internetinin önemli bir rol oynayacağı görülmektedir. Diğer bir deyişle; senkro-modalitenin gelişimi nesnelerin interneti uygulamalarının gelişimi ile paralel olarak ilerleyecektir.

Mekan açısından konuya yaklaştığımızda ele alınması gereken konu ise lojistik merkezlerdir. Lojistik merkezlerin odak noktası olduğu konsolide bilgi sistemi vasıtasıyla lojistik hizmet sağlayıcıları ve hizmetlerden yararlananların kendi faaliyetleri çerçevesinde öngörülebilirlik avantajı elde ederek önemli kazanımlar sağlayabilmeleri mümkündür.

İşte, lojistik merkezlerin hinterlandı ve paydaşlarıyla bağlantısını sağlayacak bu entegre bilgi sisteminin altyapısını da Nİ oluşturacaktır.

Tedarik zinciri ve lojistik işlem süreçlerinin tamamına yakını Nİ ile dönüştürülebilir veya etkinliği artırılabilir. İlk akla gelenler arasında konteynerlerin gerçek zamanlı takibi, konteynere ait verilerin optimal istifleme (stacking) amacıyla kullanılması, otomatikleştirilmiş yük terminallerine (automated terminals) geçişin sağlanması, gümrük işlemleri için gerekli sürenin kısaltılması vs. sıralanabilir.

Nİ’yi lojistik operasyonlara uygulamak önemli bir etkiye sahiptir. Değer zinciri boyunca varlıkların, kargonun ve insanların durumunu gerçek zamanlı olarak izleyebiliriz. Bu varlıkların nasıl performans gösterdiğini ve anlık değişimler seviyesinde ölçebiliriz. Manuel müdahaleleri ortadan kaldırmak, kalite ve öngörülebilirliği artırmak ve maliyetleri düşürmek için iş süreçlerini otomatik hale getirebiliriz. İnsanların, sistemlerin ve işletme varlıklarının birlikte çalışmasını optimize edebilir ve etkinliklerini koordine edebiliriz.

Envanter gecikmeleri ve hırsızlık nakliye firmalarına ve lojistik sağlayıcılara milyarlarca dolara mal olur. Freight-Watch, 2012 yılında Birleşik Devletler genelinde 946, Avrupa’da ise 37’si organize suç olmak üzere 689 adet limana ve dinlenme alanlarına yönelik suç olayı rapor etmiştir. Nİ tedarik zinciri güvenliği ve izlenebilirliğine de önemli katkılar sağlayacaktır. Mesela, kamyonlara takılacak telematik sensörler ve nesnelerin üzerindeki çok sensörlü etiketler, konum, durum (herhangi bir eşik seviyenin aşılıp aşılmadığı) veya bir kap açılmışsa (olası hırsızlığı tespit etmek için) veri iletir. Böylece, lojistik hizmet sağlayıcıları, eşyanın hareketi konusunda metre ve saniye düzeyine kadar inen izlenebilirlik olanaklarına kavuşabilir. Bunun yanı sıra tek tek eşya düzeyinde de eşyanın zamanında, doğru adrese ve zarar görmeden takip edildiğini izleyebilirler.

Nİ’den faydalanılabilecek bir diğer alan ise antrepolardır. Antrepolar hem dış ticaret işlemleri için önemli bir kavşak noktası niteliği taşımakta hem de gümrük idareleri tarafından özel güvenlik kriterlerine tabi tutulmaktadır. Bu açıdan antrepo işlemlerinin RFID teknolojisi kullanılarak Nİ tabanlı hale getirilmesi, hem işletmeci ve kullanıcılar için verimlilik artışı ve maliyet avantajı oluşturacak hem de gümrük idaresi açısından güvenliğin artırılması ve denetimin kolaylaşması anlamına gelmektedir.

Antrepolardaki RFID sistemini kısaca açıklamak gerekirse; eşya hakkında hacim, boyut, miktar vs. gibi bilgiler içeren RFID etiketleri palet veya paket düzeyinde yapıştırılır, eşya antrepoya girişte RFID okuyucu tarafından tespit edilerek etiketlerden toplanan veri işlenmesi için Antrepo Yönetim Sistemine (AYS) gönderilir. Çıkışta da yine paletler çıkış kapısı üzerinden taranır ve çıkan eşya AYS’de stoktan düşülür.

Antrepo yönetiminde Nİ’nin potansiyel getirileri şunlardır;

  • Giriş-çıkışlarda manuel sayım gibi zaman alıcı işlemler ortadan kalkabilir,
  • Giriş-çıkışlara yerleştirilecek kameralar paletleri tarayarak hasar tespiti yapabilir,
  • Paletler doğru yerlere yerleştirildiğinde etiketler stok seviyelerinin gerçek zamanlı görünürlüğünü sağlamak için AYS’ye sinyal gönderir (böylece beklenmedik stok tükenmesi gibi durumlar önlenebilir),
  • Herhangi bir eşya yanlış yerleştirilmişse; okuyucular, bunu düzeltmek için eşyanın doğru konumunu kimin takip edeceği konusunda depo yöneticilerini uyarabilir,
  • Kalite yönetimi için, okuyucular bir eşyanın durumunu izler ve sıcaklık veya nem değerleri açısından riskli durumlar ortaya çıktığında depo yöneticilerine uyarı verir (böylece, önlem alınarak hizmet kalitesinin ve müşteri güveninin artması sağlanabilir),
  • Teslimat sırasında, paletler çıkış kapısı üzerinden taranır ve doğru eşyanın doğru teslimat sırasına göre gönderildiğinden emin olunabilir,
  • Makine ve taşıtlar merkezi bir sisteme bağlanarak, depo yöneticilerinin tüm araçları gerçek zamanlı olarak izlemeleri sağlanabilir. Araçlar aşırı kullanıldığında veya başka görevleri yapabilecek boşta olan bir araç olduğunda yöneticiler uyarılabilir. Örneğin, konveyör bantları gibi bir sıralama sistemindeki araçların ne sıklıkta kullanıldığını veya boşta olduğunu ve bu durumların hangi saatlerde ortaya çıktığını tespit etmek için çeşitli okuyucular kullanılabilir. Okuyuculardan gelen veriler analiz edilerek de araçların en uygun kapasite oranları ve görevleri tanımlanabilir.

Çalışmanın buraya kadarki bölümünde lojistik sektörünün hep özel sektör yönü ele alınmıştır. Nİ gümrük idarelerinin işlem ve prosedürleri açısından da büyük yenilikler ve kolaylıklar getirmeye aday durumdadır. Bundan sonraki bölümlerde ise Nİ ve Endüstri 4.0 konseptlerinden mülhem bir Gümrük 4.0/Customs 4.0 konseptinin genel çerçevesi çizilecek ve konunun belli alanlardaki teknik yönleri ve dünyadaki uygulamaları ele alınacaktır.

2.     Gümrük 4.0/Customs 4.0

Dünyada ticaretin ortaya çıkması kadar eski olduğu düşünülen gümrükler konusunda elimizdeki ilk bilgiler Mezopotamya uygarlıklarına ve Hammurabi Kanunları’na (M.Ö. 1750-60) kadar gitmektedir. Daha sonraki Pers, Grek ve Roma kaynakları da gümrük vergilerine yer vermektedir. Gümrük 1.0 olarak adlandırabileceğimiz bu evrede, gümrük vergileri sadece ülke sınırlarında değil dahilde de çeşitli şekillerde alınmaktaydı. Modern ulus devletlerin ortaya çıkmasına kadar devam eden bu süreçte gümrük idareleri tamamen bir gelir idaresi olarak görülmekteydi.

  1. Yüzyılda ortaya çıkan modern devlete bağlı olarak daha çok sınır aşan eşyadan vergi toplayan bir idare olmasının yanı sıra ulusal ekonomilerin korunması için bebek endüstriler veya eğitici gümrük tezi bağlamında ithal ikameci politikalar için de kullanılan bir araç haline gelen gümrüklerin; Gümrük 2.0 aşamasına ulaştığı kabul edilebilir.

Küreselleşmenin iyice derinleşmesine paralel olarak 1990’lardan itibaren ortaya çıkan aşamada ise gümrüklerin gelir ve koruma işlevlerin oldukça azaldığı ve ticaretin kolaylaştırılması ve yasa dışı ticaretle mücadele işlevlerinin ön plana çıktığı dönemi Gümrük 3.0 olarak tanımlamak mümkündür.

Küreselleşmenin artık bilgi teknolojilerindeki gelişmelerle tamamen bütünleşerek ortaya çıkardığı (e-ticaret ve e-lojistik gibi) tamamen yeni konseptlerin 2010’dan sonra başlayan ve halen devam eden bu evrede; küresel tedarik zincirlerinin hızlı ve güvenli ticaret ihtiyaçlarına cevap vermek üzere teknolojinin temelinde bulunduğu Gümrük 4.0 olarak adlandırabileceğimiz bir konseptten söz edebiliriz.

Bu konsept, gümrük işlemlerinin yerine getirilmesinde teknolojinin temel alındığı; eşyanın tedarik zinciri boyunca nesnelerin internetinin de temelini oluşturan teknolojik ekipmanlar (RFID ve GPS sensörleri vb.) yardımıyla izlenmesinden, tüm ticari verilerin blokzincir (blockchain) üzerinde güvenli bir şekilde depolanması ve iletilmesine, yapay zeka uygulamaları, makine öğrenmesi ve büyük veri (big data) analizi yoluyla risk yönetimi sisteminde bir devrim yaratılmasından, robotların kimyasal ve radyoaktif eşyanın kontrolü ve benzeri riskli operasyonlarda insan yerine kullanılması gibi alanlara kadar yayılma potansiyeline sahiptir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk maliye bakanı olan Alexander Hamilton (1757-1804), Report on Manufactures (1790) adıyla bilinen raporu nedeniyle, bebek endüstriler argümanının ilk savunucusu olarak tanınır. Onu, yine Kuzey Amerika’da Daniel Raymond (1786-1849) ile Henry Charles Carey (1793-1879) ve Almanya’da da Friedrich List (1789-1846) izlemişlerdir. Ülkelerde bazı endüstrilerin yeni kurulmuş olmasının getirdiği sorunlar ve eksiklikler öne sürülerek ithal ikameci gümrük politikaları ile korunmalarını savunan bu görüşler İngilizce literatürde bebek endüstriler argümanı (infant industry argument), Almanca literatürde ise eğitici gümrük argümanı (Erziehungszollargument) olarak adlandırılmaktadır.

Doğaldır ki, yukarıda ifade edilenler Gümrük 4.0 uygulamalarına sadece birer örnek olup, bu alanda hayal gücümüz dışında herhangi bir sınır görmek de mümkün görünmemektedir.

Makalemizin bundan sonraki bölümlerinde Gümrük 4.0 uygulamalarına yönelik bazı bilgiler aktararak, sonuç bölümümüzde de gelecek konusunda bazı temel projeksiyonlara yer vereceğiz.

2.1 RFID Teknolojisi ve Gümrük Alanındaki Uygulamaları

Gümrük işlemleri hız ve güvenliğin aynı derecede önemli olduğu, dolayısıyla birbiriyle çelişen kolaylaştırma ve kontrol politikalarının doğru şekilde kurgulanarak maksimum süreç veriminin temel amaç olduğu bir sistemin parçası durumundadır. Hem eşyayı en hızlı şekilde yerine ulaştırmak, hem de mevzuat ihlallerini önlemek ve taşınan eşyayı korumak açısından güvenliği sağlamak anlamına gelen bu zorunluluk; gümrük idarelerinin teknolojik gelişmelerden en fazla faydalanan kurumlardan biri haline gelmesine sebep olmaktadır. Bu amaç ve beklentiler çerçevesinde gümrük idaresi olarak güvenlik standartları gevşetilmeden işlemleri hızlandırmak ve kolaylaştırmak adına RFID (Radio-frequency Identification/Radyo Frekansı ile Tanımlama) teknolojisinden faydalanılması yararlı olacaktır.

RFID Sistemi radyo frekansı kullanarak nesneleri otomatik olarak tanımlamaktadır. RFID, temel olarak bir etiket ve okuyucudan meydana gelir. RFID etiketleri Elektronik Ürün Kodu (EPC) gibi nesne bilgilerini almak, saklamak ve göndermek için programlanabilirler. Ürün üzerine yerleştirilen etiketlerin okuyucu tarafından okunmasıyla tedarik zincirine ilişkin bilgiler otomatik olarak kaydedilebilir, değiştirilebilir veya iletilebilir.

RFID etiketi, radyo frekansı ile yapılan sorguları almaya ve cevaplamaya olanak tanıyan bir silikon çip, anten ve kaplamadan meydana gelir. Çip, etiketin üzerinde bulunduğu nesne ile ilgili bilgileri saklar. Anten, radyo frekansı kullanarak nesne bilgilerini okuyucuya iletir. Kaplama ise etiketin bir nesne üzerine yerleştirilebilmesi için yonga ve anteni çevreler.

RFID etiketleri 3 çeşittir: pasif (etkisiz), yarı pasif (yarı etkin) veya aktif (etkin). En ucuz etiket çeşidi olan pasif etiketlerin kendi güç kaynakları yoktur, okuyucunun gücüyle çalışırlar. Buna karşılık, yarı pasif etiketler ise çipin devrelerini harekete geçirmek için güç kaynağı kullanırken, iletişim kurmak için okuyucudan uyarı alırlar. Daha geniş okunma alanına sahip bu etiketler daha güvenilir oldukları gibi, okuyucuya daha çabuk cevap verebilirler. Aktif etiketler ise, diğer çeşitlerden farklı olarak devrelerini çalıştırmalarını ve cevap sinyali üretmelerini sağlayan kendi güç kaynaklarına sahiptirler. Bu özellikleriyle yüksek performans sergilerler ancak maliyetleri de daha yüksektir.

Aktif ve yarı pasif etiketler uzun aralıklarla takip edilmesi gereken tren vagonları gibi yüksek değerli varlıklar için kullanılırlar, ancak pasif etiketlerden daha pahalıdırlar ve düşük değerli varlıklarda kullanılamazlar. Bugün aktif etiketleri daha ucuza mal etmek için ar-ge çalışmaları devam etmektedir. Pasif etiketlerin okunma mesafesi birçok etkene bağlıdır. Operasyonun sıklığı, okuyucunun gücü, diğer RF araçlarıyla çakışma vs. Genelde düşük frekanslı etiketler 0.33 metre ve daha az uzaklıktan okunabilir. Yüksek frekanslı etiketler 1 metreden, UHF etiketler ise 3-7 metreden okunabilir. Daha büyük uzaklıklar gerektiğinde, aktif etiketler güç kaynağı kullanarak 100 metre ve daha fazlasını destekleyebilir.

RFID etiketlerindeki mikroçipler de 3 çeşittir: Sadece okunabilen, hem okunup hem yazılabilen, bir kez yazılıp birçok kez okunabilen (WORM–Write Once Read Many). Yazılabilme özelliği olan etiketlere, okuyucu kapsam alanındayken yeni bilgi ekleyebilir ya da bilgileri değiştirebilirsiniz. Bu etiketlerdeki seri numaraları değiştirilemez. Sadece okunabilen etiketler veriyi üretim boyunca saklarlar.

2.1.1 RFID Teknolojisinin Kullanıldığı Alanlar

RFID teknolojisi, başta tedarik zinciri operasyonları olmak üzere birçok alanda kullanılmaktadır. Apartman ve site giriş çıkışlarının düzenlenmesi, depoculuk (stok kontrolü ve envanter yönetimi), pasaportlar, mağazalar, okullar ve kütüphaneler gibi neredeyse hayatın her alanında kullanılmaya müsait bir teknolojidir.

RFID teknolojisinin kullanım amaçları;

  1. İdari hataları minimize etmek,
  2. Barkodlama ile ilgili işçilik maliyetlerinin önüne geçmek,
  3. Yönetsel suistimalleri engellemek,
  4. Sevkiyat hatalarını önlemek,
  5. Güvenilir bir stok seviye takip sistemi oluşturmak,

RFID teknolojisinin avantajları şunlardır;

  • Güvenlidir; kaydedilen veri kaybolmaz, dağılmaz ve kasıtlı olarak silinmek istenmediği takdirde silinmez.
  • İnsan gücüne ihtiyaç duymadan hem okunabilir hem yazılabilir.
  • Uzak mesafeden bile aynı anda birçok etiket okunabilir (1 etiket için 0,5 saniye/ort.).
  • Zor çevre koşullarında da kullanılabilen RFID teknolojisi barkodun aksine; kar, sis, buz, boya gibi çevresel faktörlerden etkilenmez.
  • Taklit edilememe özelliğiyle de barkod sisteminden daha güvenli kullanılabilir.
  • RFID sistemleri dahilinde etiket ve okuyucu arasındaki veri değişimi hatasız olarak gerçekleşmektedir.
  • RFID etiketleri içinde tutulan bilgi, barkodlara göre oldukça fazladır ve istendiğinde değiştirilebilmektedir. Örneğin, istenirse değişen ortam sıcaklık bilgileri RFID etiketleri üzerine defalarca kaydedilebilir.

RFID teknolojisinin faydaları ise şunlardır;

  • İş yerlerinde operasyon maliyetlerinin düşmesini sağlar.
  • Zamandan büyük oranda tasarruf kazandırır.
  • Uygulanan nesne üzerinde daha fazla kontrol sağlar.
  • İşgücünü ölçülebilir hale getirir.
  • Suistimalleri azaltır.
  • Stok idaresini kolaylaştırır, sevkiyatın güvenilirliğini arttırır.
  • İsrafı önler, maliyetleri düşürür, kaliteyi arttırır.
  • Verimliliği ve müşteri memnuniyetini arttırır.

2.1.2 RFID Teknolojisinin Gümrüklerde Uygulanması

Gümrük işlemleri birçok kurum ve kuruluşu ilgilendirdiğinden devasa büyüklükteki verinin toplanması, işlenmesi ve iletilmesini gerektirmektedir. RFID teknolojisi; gümrük işlem ve prosedürleriyle tedarik zincirinin ihtiyaçlarını bağdaştırarak gümrükleme sürecinin hız, kolaylık ve sıhhatini temin etmektedir.

RFID teknolojisi bir yandan uluslararası ticareti kolaylaştırıp işlem hızını artırırken, öte yandan bu işlemlerin etkin ve gerçek zamanlı izlenirliğini sağladığından silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ile ticari kaçakçılıkla mücadelede gümrük idarelerine önemli imkanlar sağlamaktadır. Buradan hareketle gümrük idareleri eşyanın hareketine ilişkin ayrıntılı bilgiye sahip olacağından kısıtlı kaynaklarını daha verimli kullanabileceği diğer operasyonlara yönlendirebilir.

Yük sahipleri sürekli olarak eşyalarının gümrük kapılarında uzun süre bekletilmesinden ve gümrükleme işlemlerinin uzun sürmesinden şikayet etmektedirler. Bu durum dış ticaret aktörleri için etkinliğin azalması anlamına gelirken, sınır aşan eşyanın yönetiminden birinci derecede sorumlu kamu kurumu olan gümrük idaresi için etkinliğin azalması yanında yolsuzluk gibi kurumların itibar ve imajını zedeleyen sonuçları da ortaya çıkarmaktadır.

Bu sonuçlar uluslararası kurumlar tarafından hazırlanan raporlara da yansımaktadır. Dünya Bankası tarafından hazırlanan 2016 yılı Lojistik Performans Endeksine göre Türkiye genel sıralamada 160 ülke arasında 3.42 puanla 34. olurken;

  • Gümrük İşlemlerinin Verimliliği alanında 36.
  • Ticaret ve Taşımacılık ile İlgili Altyapının Kalitesi alanında 31.
  • Rekabetçi Fiyatla Sevkiyat Gönderebilme Kolaylığı alanında 35.
  • Lojistik Hizmetlerin Yeterliliği ve Kalitesi alanında 36.
  • Sevkiyatların İzleme ve Takip Edilebilirliği alanında 43.
  • Alıcıya Zamanında Ulaşan Sevkiyatların Sıklığı alanında ise 40. sırada

yer almıştır. Lojistik Performans Endeksi’nde Gümrük İşlemlerinin Verimliliği doğrudan bir kriter olarak yer almakla birlikte, Lojistik Hizmetlerin Yeterliliği ve Kalitesi, Sevkiyatların İzleme ve Takip Edilebilirliği ve Alıcıya Zamanında Ulaşan Sevkiyatların Sıklığı kriterlerini de etkilemektedir. Buradan hareketle RFID Sistemi yoluyla gümrük idaresinin gerçekleştireceği her yenilik ve iyileşme aslında dört kriterde birden etkili olacağı için Lojistik Performans Endeksi’ndeki sıralamamıza olumlu bir katkı olarak da yansıyacaktır.

Lojistik performans endeksinde üst sıralarda yer alan ülkelerin birçoğunun gümrük idareleri de RFID Sistemini kullanmaktadır. Bunlar arasında Hong-Kong’un Schenzen Limanı, G. Kore, Malezya, Tayvan ve ABD de bulunmaktadır.

Aşağıdaki şemada bir akademik çalışmada ölçüm ve hesaplama yapabilmek amacıyla Tayvan CKS Uluslararası Havalimanı için oluşturulan RFID Sistemine ilişkin iş akışı görülmektedir. Bahse konu RFID sisteminin hayata geçirilmesi halinde; havayolu terminalindeki yük işleme kapasitesinin yüzde 40 oranında artacağı, ithal eşyasına ilişkin toplam depolama maliyetinin ise %37 oranında azalacağı hesaplanmıştır. Ayrıca, gümrük işlemlerinin tamamlanmasına ilişkin toplam sürenin de neredeyse 1 günden dakikalar düzeyine ineceği hesaplanmıştır.

RFID sistemin hayata geçirilmesiyle aşağıda yer verilen faydaların ortaya çıkacağı öngörülebilir.

Dış ticaret erbabı açısından:

  • Tedarik zincirinde izlenebilirlik artacağından operasyonel planlama ve etkinlik olumlu yönde etkilenecek,
  • Dış ticaret operasyonlarının hızla gerçekleştirilmesi sağlanarak operasyon ve işgücü maliyetleri azalacaktır.

Gümrük idaresi açısından:

  • Gümrük işlem sürelerinin kısalması ve süreçlerinin izlenebilirliği sonucu idari etkinlik artacak,
  • Ticaretin kolaylaştırılması ve kaçakçılıkla mücadele konularında idari kapasitesinde önemli iyileşmeler ortaya çıkacak,
  • Türkiye gümrüklerinin şeffaf, hesap verebilir ve modern bir kamu kurumu imajı ulusal ve uluslararası düzeyde gelişecek,
  • Gümrük idaresinin fiziki, teknik ve insan gücü kaynağı etkin kullanımı sağlanacak,
  • İnsan faktörünün sistem içindeki rolü en aza indirilerek insandan kaynaklanan hataların önlenmesi ve yolsuzlukla etkin mücadele edilmesi imkanı ortaya çıkacaktır.

2.2 Blokzincir (Blockchain) Teknolojisi

Blokzincir (blockchain) teknolojisi, kriptografi adı verilen karmaşık bir matematik alanına dayanmaktadır. Merkezi olmayan bir veri kayıt sistemine (distributed digital ledger) dayanan sistem, veri kaydını gerçekleştiren veya veriyi değiştiren tarafların onayı olmaksızın işlememektedir. Sistem esasen bir zinciri oluşturmak üzere birbirine bağlanmış bir dizi şifreli “blok”tan oluşmaktadır. Tüm zinciri değiştirmeksizin ve bu konuda ağ katılımcılarının oluru alınmadan, verileri yani herhangi bir bloğu değiştirmek mümkün değildir. Bu, sisteme saldırı riskini veya verilerin değiştirilmesi riskini nerdeyse ortadan kaldırmaktadır. Sonuç itibariyle, oluşturulan her yeni işlem önceki işlemler hakkında bilgi içerir ve istenilen her an başvurulabilecek kalıcı bir kayıt sistem üzerinde oluşturulmuştur. Oluşturulan “blokzincir dosyası” tüm ağda yer alan tüm katılımcılara aittir ve her birinde bir kopyası bulunur.

Blokzincirin dayandığı eşler arası ağ sistemi (peer-to-peer network) verinin ancak ağ üyelerinin çoğunluğunun kabul etmesi durumunda değiştirilebilmesine olanak sağlar. Bu özellik sisteme yönelik saldırıların hızlı bir şekilde fark edileceği ve ağ tarafından önlenebileceği anlamına gelir. Böylece birbirlerini tanımayan veya birbirinden uzak olan taraflar arasında yaratılması zor olan “güven” unsurundan ortaya çıkabilecek olumsuzluklar ve riskler süreçten temizlenmiş olmaktadır.

Ayrıca, blokzincir sadece işlem bilgisinden çok daha fazlasını tutabilir, belirli dosyaları saklamak ve üzerlerinde işlem yapmak için de kullanılabilir. Buna ek olarak, sistemin belirli koşullara bağlı olarak belirli görevleri yürütecek şekilde yapılandırılabileceğini belirtmek gerekir. Akıllı sözleşme (smart contract) adı verilen konsept sayesinde belirli bir şartın oluşması (belirli bir tarihe ulaşılması, ödemenin veya herhangi bir belgenin alınması, vb.) durumunda önceden belirlenen belli görevlerin (siparişin gönderilmesi, eşyanın taşıta yüklenmesine ilişkin gerekli operasyonların başlatılması vb.) otomatik olarak, yani kendiliğinden ve insan müdahalesi olmadan, yerine getirilmesi sağlanabilmektedir. Örneğin; bir dış ticaret işleminde taraflar arasında yapılan sözleşmede yer alan koşulların ve bunun karşılığında yapılacak iş ve işlemlerin kontrolü, izlenmesi ve yerine getirilmesine ilişkin görevler bugüne kadar insan unsuru tarafından yerine getirilirken, akıllı sözleşmeler sayesinde birbiriyle karşılıklı çalışan koşul ve görevler insan unsuru olmaksızın sistem programlandığı şekilde ve anda koşulların yerine getirilip getirilmediğini kontrol ederek, bunun karşılığında yapılması gereken görevleri yine programlandığı anda ve şekilde başlatmaktadır.

2.2.1 Blokzincir Teknolojisinin Lojistik Alanında Ortaya Çıkaracağı Yenilikler ve Fırsatlar

Uluslararası ticaret birçok aktör ve işlemi içeren bir sistemle gerçekleştirilmektedir. Lojistik işlemlerin doğası gereği sürece dahil olan aktörlerin sayısı ve işlem sayısı arttıkça maliyetler de artmaktadır. Bu çok aktörlü ve işlemli sistemin maliyetinin düşürülmesi için de blokzincir teknolojisinin getirdiği kolaylıklardan faydalanılabilir.

Bir önceki başlıkta yer verilen blokzincir temelli akıllı sözleşmeler yardımıyla, operasyonlardaki tüm yönetsel adımlar otomatikleştirilerek maliyetler azaltabilir ve tüm hata olasılıkları ve risklerin önemli bölümü ortadan kaldırabilir. Bu maliyetlerin genel lojistik maliyetlerinin %20’sini oluşturabileceği düşünüldüğünde akıllı sözleşmeler kullanarak tasarruf edilen para miktarının büyüklüğü tahmin edilebilir. Ayrıca, bu süreçlere dahil olan birçok aracı da ortadan kalkacağından maliyetlerde önemli bir azalma meydana gelecektir.

Buradan hareketle, blokzincir teknolojisinin uluslararası ticaret ve dolayısıyla tedarik zinciri ve lojistik alanında sağlayabileceği potansiyel faydaları öngörebilmek önemlidir. Lojistik süreçlerde kağıt bazlı işlemlere bağımlılık, toplam lojistik maliyetleri %20 oranında artırmıştır. Öte yandan, IBM ve Maersk; Kenya Mombasa’dan Hollanda Rotterdam’a bir konteyner taşımasına ilişkin yapılan deneyde; basit bir soğuk zincir gönderisinin 30’dan fazla farklı kuruluşun yetki alanından geçtiğini ve 200’den fazla tarafın iletişim kurmasını gerektirdiğini ortaya koymuşlardır. Bu örnek, veri ve bilgilerin; insan unsurunun temelde yer aldığı verimsiz, birçok kereler gereksiz bir şekilde tekrarlanarak ve verinin değiştirilmesi/ortadan kaldırılması risklerini içerir bir şekilde işlendiğini ortaya koymaktadır. Böylece ortaya çıkan olumsuz dışsallıklar; dış ticaret işlem sürelerinin artmasına, veri ve gönderilerin bütünlüğü ve güvenliğinin önemli risklerle karşılaşmasına, tedarik zincirinin izlenebilirliğinin azalmasına ve bütün bunların sonucu olarak da sistemin etkinliğini azaltan ve sonuç olarak nihai tüketiciye yansıyan maliyetlerin artmasına neden olmaktadır. Blokzincir teknolojisi, insan unsurunu önemli oranda veya tamamen sistemin dışına çıkararak verilerin saklanması ve işlenmesini son derece hızlı ve güvenli bir şekilde yerine getirebilecek bir araç olarak ortaya çıkmaktadır.

Bunun yanı sıra, blokzincire entegre edilecek Nİ uygulamaları sayesinde ulaşım araçlarının özellikle karayolu taşımacılığındaki kapasite planlama problemleri ortadan kaldırılabilir. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, kapasitelerinin doğru ve anlık şekilde planlanamaması yüzünden kamyonlar, yılda 46,67 milyar kilometreyi boş ya da kısmen dolu olarak dolaşmaktadırlar. Bu, dünyanın çevresini 1 milyon defadan fazla dolaşmaya eşittir. Yüklerin konsolide edilmesindeki bu yetersizlik, kamyon şirketleri için her yıl milyonlarca dolarlık bir maliyete neden olmakta ve tüketicilere de devasa bir ekstra maliyet getirmektedir. Nİ entegrasyonlu blokzincir uygulamaları yardımıyla kapasite ve doluluk oranları anlık ve gerçek zamanlı olarak belirlenebilir. Burada ortaya çıkan atıl kapasiteyi anında taşımacılık ihale sistemlerine (load board) aktararak, yük bilgilerinin bu mecralarda duplikasyonunu da önleyerek, yük sahibi ve taşıyıcıların karşılıklı olarak optimal hizmet-maliyet bileşenine ulaşmasına da yardımcı olur.

Çok uluslu bir şirketin tedarik zincirine baktığımızda büyük miktardaki eşyanın karmaşık lojistik kanallar ve sözleşmeler, sertifikalar ve onaylar kullanarak, birçok yasal engeli aşarak üreticilerden taşıyıcılar, dağıtıcılar/toptancılar ve perakendeciler aracılığıyla nihai tüketiciye ulaştığı son derece karmaşık bir yapıyla karşılaşırız. Bu süreç, yüksek maliyet veya hata ve sahtecilik gibi riskleri de içinde barındıracak şekilde, gümrük ve diğer düzenleyici kurumların da dahil olduğu çok sayıda organizasyon arasında bilgi alışverişi yapılmasını içerir. Günümüzün gümrük işlemleri, güvenlik, gümrük kıymetinin doğru belirlenmesi ve menşe kuralları ile ilgili standartların oluşturulması durumunda önemli bir insan gücü gerektirmektedir. Blokzincir sayesinde, bu süreçlerin hepsini daha verimli ve şeffaf hale getirmek mümkün olabilir.

Bir firma tedarik zincirinde blokzincir kullanması durumunda; her bir işlem ya da adımın kayıt, takip ve belgelendirme yoluyla ve çeşitli aracılar eliyle tedarik zinciri boyunca sürekli doğrulanması ihtiyacını ortadan kaldıran gerekli altyapıya sahip olacaktır. Herhangi bir gönderi hakkında tüm bilgiler (gümrük beyan ve formları, fatura, konşimento, sigorta vb.) bir blokzincir blokunun parçası haline getirilerek tüm tedarikçi, taşıyıcı, alıcılar ile düzenleyiciler ve denetçilerin erişebileceği şeffaf bir “gözetim zinciri” oluşturulabilir. Tüm bu bilgileri tek bir yerde bulundurmak sadece işlem maliyetlerini değil denetim ve muhasebe maliyetlerini de azaltır. Gümrük işlemlerinde ihracatçılar, tüm belgeleri bir gümrük blokzincirine yükleyerek eşyanın ithalat mevzuatına uygunluğunu (menşe, hijyen ve bitki sağlığı, tercihli tarife, ambargolar ve yasaklar vb.) anında kanıtlayabilirler.

2.2.2 Blokzincir Teknolojisinin Gümrüklerde Kullanılması

Lojistik ve dış ticaret işlemlerinde kullanılan her yenilik ve kolaylık gibi blokzincir teknolojisi de gümrük süreçlerinde büyük kolaylık ve yenilikler yaratma potansiyeline sahiptir.

Blokzincir, gümrük idarelerinin gümrük mevzuatına uygunluk düzeyi yüksek olan firmalara verdiği ve bu firmalara gümrük işlemlerinde bir dizi kolaylık getiren AEO sisteminin bir sonraki nesil uygulaması olarak da kullanılabilir. AEO sistemi de temel olarak ilgili operatörlerin gümrük idaresine doğru veri sunacağına ilişkin güvene dayanmaktadır. Ancak, blokzincir uygulaması tüm kullanıcılara AEO statüsü verilmiş gibi bir sonuç doğurarak sistemin kötüye kullanılması riskini ortaya çıkarsa da, tüm belge ve verilerin güvenli ve hızlı bir şekilde ilgili otoritelere sunulmasını sağlayacak bu teknolojinin ticaretin kolaylaştırılması ve işlem hızlarının artırılması gibi faydaları da gözden uzak tutulmamalıdır.

Birleşik Krallık Gümrük İdaresinin, Brexit sonrası devasa bir iş yükü ile karşı karşıya kalması ve yıllık işlenecek beyanname sayısının 150 milyondan 200 milyona çıkacak olması, ilgililere, bu problemin aşılmasında blokzincir uygulamasının bir araç olarak kullanılıp kullanılamayacağını düşündürmüştür. Bu konuda yapılan bir çalışma, (bkz. Botton) bu yeni ortaya çıkan ve tüm süreçleri devrim niteliğinde etkileyen teknolojinin gümrük işlemlerinde kullanılmasına ilişkin önemli değerlendirmeler içermektedir.

Buna göre; gelecek 5 yıl içinde, küresel ekonomide blokzincir başarı öyküleri ortaya çıkmaya başladıkça, hükümetler gümrükleme amaçlı olarak blokzincir kullanımını ciddi olarak ele almaya başlayacaklardır. Ancak, teknoloji mevcut olsa da, ülkelerin kamu yönetimleri teknolojinin etkin kullanımı için gereken uzmanlığa sahip değildir. Yani sistemin gümrük işlemlerinin ihtiyaçlarına göre dizayn edilmesinin yanı sıra, teknolojiyi kullanacak personelin yetiştirilmesi de önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle sistem tedarik zincirlerinde yaygın olarak özel sektörce kullanılmadıkça kamu idarelerinin sistemin benimsenmesine ilişkin kendiliklerinden harekete geçmeyecekleri tahmin edilmektedir. Yine de kamu otoriteleri, blokzincir konusundaki ar-ge çalışmalarına öncülük ederek destek olmaları halinde sistemin kusurlarının giderilmesi süreci hızlanacak ve daha güvenli ve kullanılabilir bir platform ortaya çıkacaktır. Bu gelişmeler sonucu sonra ortaya çıkacak “meşruiyet” algısı da, blokzincirin geniş kitlelerce benimsenmesine ve teknolojiyi sürekli geliştirecek bilimsel ve teknik aktörlerin bu alana olan ilgilerinin artmasına yol açacaktır. Görüldüğü gibi, kamu idarelerinin blokzincir konusunda yapacakları politika tercihleri sistemin gelişmesi ve tüm paydaşlarca sahiplenilmesinde hayati rol oynayacaktır.

Hükümetler, tedarik zincirleri içinde yaygın bir şekilde uygulanmadan önce gümrük ofislerini yönetmek için teknolojiyi benimseme imkânına sahip olmalarına rağmen, bu onların çaresiz kaldıkları anlamına gelmez. Daha önce de belirtildiği gibi, düzenleyiciler özellikle teknoloji kusurlarının nasıl hafifletilebileceği konusunda blokzincir araştırmasına öncülük ettiyse, bu, teknolojiyi meşrulaştırmak, daha güvenli hale getirmek ve yenilikçilere çaba sarf eden düzenleyici ortamın türünü oluşturmak için önemli bir adım olacaktır. Blokzincirin küresel ekonomi tarafından geniş düzeyde benimsenmesi için bu alanda geniş teşvik ve desteklere ihtiyaç bulunmaktadır. Teknolojiyi kullanmak isteyen ancak teknoloji devleriyle devasa bütçeli sözleşmeler yapma imkanı olmayan KOBİ’ler için bu durum özellikle geçerlidir.

Diğer bir politika aracı olarak, AB mevzuatı, tüm üye ülkelerdeki blokzincir inovasyonlarına yardımcı olmak için kullanılabilir. Örneğin, AB, ABD’nin Nevada eyaletinde olduğu gibi, üye devletlerin blokzinciri kullanmak için herhangi bir kısıtlayıcı izin veya lisans talep etmelerine izin vermeyebilir. Benzer şekilde, teknolojinin kullanımı için açık yasal sınırlar koymak, geliştiricilerin inovasyon çabalarını belirli alanlara odaklamalarına yardımcı olacaktır. Diğer yandan, yapılan tüm işlemlerde şeffaflığın teşvik edilmesinde blokzincir kurumsal sosyal sorumluluk politikalarının önemli bir aracı olabilir. Avrupa Komisyonunun 2017’de düzenlediği “Ortak İyi İçin Blokzincir” başlıklı yarışma buna güzel bir örnek teşkil etmektedir.

2.2.3 Blokzincir Teknolojisine İlişkin Risk ve Kısıtlar

Ancak her teknoloji gibi blokzincir de, yukarıda saydığımız fayda ve üstünlüklerinin yanı sıra, bünyesinde önemli riskleri barındırmakta ve bu riskler de kitlelerin bu teknolojiyi benimsenmesi önünde potansiyel engeller olarak durmaktadır.

Öncelikle blokzincirin bazı yapısal özelliklerinin yarattığı riskler üzerinde durmak yerinde olacaktır. Blokzincirin değişmezlik (immutability) özelliği, en başta veriyi sisteme insan girdiğinden ve bu durum her zaman hataya açık olduğundan tüm sistem üzerinde “boomerang etkisi” yaratabilir. Bunun yanı sıra, bir şirketin sisteme erişimini sağlayan “özel anahtarı” hasar görürse ya da yanlış kullanılırsa, kullanıcı doğrulanamadığından sistemin dışına atılacak ve büyük miktarda veri kaybı ortaya çıkabilecektir. Blokzincirin tedarik zincirinde yer alan paydaşlar tarafından benimsenmesinin önündeki en önemli engellerden bir diğeri de, kullanıcıların birçok yeni ve “devrim niteliğindeki” teknolojinin uygulamada başarısızlığa uğradığını görmeleri ve bundan dolayı önemli bir zaman kaybı ve parasal maliyete boşuna katlanmak durumunda kalmış olmalarıdır. Bu kötü tecrübeler, şirketleri teknolojiyi erken aşamalarda benimseme konusunda tereddüde düşürmektedir.

Elektronik Veri Değişimi (Electronic Data Interchange-EDI), 30 yılı aşkın bir süredir lojistik sektöründe kullanılan standart bir veri değişim sistemi olmasına rağmen hala bir standarttan yoksundur. Bunun yerine, teknolojinin birden çok farklı sürümü bulunmakta ve tedarik zinciri içerisinde bulunan aktörler farklı versiyonları kullandıkları için birçok hata ve tutarsızlık ortaya çıkmaktadır. Blokzincir de standardizasyon eksikliğinden kaynaklanan birçok riske açık görünmektedir. Küresel düzeyde tedarik zinciri aktörlerinin bir araya gelerek oluşturdukları BITA (The Blockchain In Trucking Alliance) adlı birliğin temel amacı blokzincir konusunda küresel bir standardın oluşturulmasıdır. BITA gibi sektörel birliklerin yanı sıra Dünya Ticaret Örgütü (WTO), Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü (UNCTAD) benzeri uluslararası ekonomik örgütlerin de bu alanda çalışmalara başlaması önem arz etmektedir.

Blokzincir önündeki diğer önemli kısıt ise firmaların teknolojiyi yavaş benimsemesidir. Nitekim, bugün görebileceğimiz uygulamalar sınırlı ve çoğunlukla tedarik zinciri içerisindeki belirli konuları ilgilendiriyor. Örneğin, kimyasal devi BASF mallarının sevkiyatını izlemek için blokzincir teknolojisini denemeye başladığını duyurdu. Bir başka örnek ise Everledgerin kullandığı IBM uygulamasıdır. Bu sistem sayesinde elmasların madenden kuyumcu mağazalarına kadar izlenmesi, özniteliklerin (attributes) kaydedilmesi, her biri için dijital kimliklerin oluşturulması ve böylece her bir elmasın sahiplik geçmişinin (savaş bölgelerinden gelenleri tespit etmek için) izlenebilmesi mümkün hale gelmektedir. Ayrıca, internet devi Microsoft ve Alibaba da yakın zamanda tedarik zinciri amaçları için blokzincir teknolojisinin geliştirilmesi için çaba sarf edeceklerini açıkladılar.

Blokzincir için yasal düzenlemelerdeki eksiklik yasal ortamının belirsizlikle dolu olduğu anlamına gelmektedir. Firmaların blokzincir ile test yapmak istedikleri durumlarda başvurabilecekleri bir otorite veya standart olmaması, doğal olarak risk alma konusunda daha az istekli olmalarına yol açmaktadır. Blokzincir konusundaki araştırmaların görece yeni başlamış olması, düzenleyicilerin teknolojiyi daha güvenli hale getirecek herhangi bir standart biçimi geliştirmekten uzak olduğu anlamına da gelmektedir. Bu konudaki süreç birbirini besleyen iki süreci ya da kısır döngüyü içermektedir. Bir yandan benimsememe nedeni, teknolojinin standart belirleyici bir otoritenin yaratılmasını gerektirecek bir ölçeğe ulaşmamasından kaynaklanırken; diğer yandan, standart eksikliği de teknolojinin benimsenme hızını azaltmaktadır.

Blokzincirin ağların güvenliğini arttırdığı öne sürülse de, bu yeni teknolojinin sahtecilik için önemli açıklar barındıran ciddi dezavantajları da bulunmaktadır. “%51’lik bir çoğunluğun” ağda değişiklik yapmak için gerekli bilgi işlem gücüne sahip olması; yeteri kadar güçlü donanıma sahip herhangi bir bireyin “%51’lik bir saldırı” yapabileceği, istenmeyen işlemler yürütebileceği, değerli bilgileri çalabileceği ve tedarik zincirini tahrip edebileceği anlamına gelmektedir. Gümrükler açısından daha kötüsü ise, gümrük idaresinin yaptığı doğrulama işlemleri ağ ortaklarının onayını gerektirmediğinden, yani gümrüğün müşahhas görev ve yetkilerinden kaynaklandığından, herhangi bir ağ gücüne ihtiyaç duyulmadan kaçak veya yasadışı eşyanın sınırı geçmesine izin verilebilmesi gibi bir sonuç ortaya çıkabilecektir.

Blokzincirin belirli bilgileri, kamu otoriteleri, düzenleyici ve denetleyici kurumlar ile diğer tedarik zinciri oyuncularına daha fazla erişilebilir kılması bazı firmalarda endişe yaratmaktadır. Böylece şeffaflık, bir yandan verimliliği artırırken diğer taraftan firmaların rakiplerinden saklamaları gereken operasyonel bilgilerinin açığa çıkmasına ve böylece “istenmeyen şeffaflık” adı verilen hale dönüşmekte ve bu teknolojinin benimsenmesi önünde iki ucu kesin bir kılıç gibi engel teşkil etmektedir.

Yukarıda bahsedilen risklerin gerekli ar-ge çalışmaları ile en aza indirilmesi mümkün olsa da, blokzincir ağlarının en önemli sorunları kullanıcıların yeterli sayıda ve nitelikte olmaları zorunluluğudur. Bu konuda bilgi sahibi potansiyel kullanıcıların sayısı az olduğundan, teknolojiyle arası iyi olmayan bir çok kullanıcı için ayrı entegrasyon ara yüzleri yazmak gerekebilecektir. Bir blokzincir protokolünde oluşabilecek herhangi bir hata ağın tüm üyelerini etkileyebilecektir. Bir sanal para blokzincir uygulaması olan Ethereum’un protokollerindeki basit bir aksaklık, bir hackerın 55 milyon doları sistemden çalmasına neden olmuştur.

2.3 Türk Gümrük İdaresi için Bir Gümrük 4.0 Uygulaması: Tedarik Zinciri Yönetim Sistemi

Çalışmanın şu ana kadarki kısmında RFID ve blokzincir (blockchain) teknolojilerine ilişkin uygulamalara ve fırsatlara yer verilmiştir. Bu bölümde, bu iki teknolojinin ülkemize yapılacak bir ithalat işleminde birlikte kullanılabileceği Türk Gümrük İdaresi için Gümrük 4.0 konseptinin ilk uygulaması olabilecek bir sistem tasarımı yapılacaktır.

Aşağıda detayları açıklanacak olan sistem yeni teknolojik imkanların gümrük süreçlerine entegre edilmesi sonucunda eşyanın üreticiden gümrükleme aşamasına kadarki sürecin optimizasyonuna dayanmaktadır. Böylece tedarik zincirinde hız ve etkinliği artırıp maliyetleri düşürmek ve gümrük işlemlerini basitleştirip hızlandırmak amaçlanmaktadır. Sistem üreticiden tüketiciye kadar tüm tedarik zincirinin güvenliği ve izlenebilirliğine de imkan sağlamaya aday olduğundan sistemi “Tedarik Zinciri Yönetim Sistemi (TZYS)” olarak adlandırmak yanlış olmayacaktır.

Tedarik Zinciri Yönetim Sistemi bilgi teknolojileri, veri güvenliği ve eşya takibi olmak üzere üç ana bileşenden oluşmaktadır.

Bilgi teknolojileri bileşeninde, tedarik zincirinde yer alan aktörlerin gümrük idaresi bünyesinde kurulacak Tedarik Zinciri Yönetim Sistemi yazılımına bağlanarak kendi işlemlerinde kullandıkları yazılımlarda yer alan bilgi ve belgeleri ekleyebilecekleri ve bunların da Tedarik Zinciri Yönetim Sistemi’nden de BİLGE’ye aktarılabileceği bir IT sistemi oluşturulmasına dayanmaktadır.

Veri güvenliği bileşeni ise blokzincir teknolojisi kullanılarak oluşturulan IT sistemine bilgi ve belge girişi ve burada bilgi ve belge üretilmesi işlemlerinin tam güvenli hale getirilmesinin sağlanmasına dayanmaktadır.

Eşya takibi bileşeni;

  1. Ülkemize gelen eşyanın mahrecinde RFID etiketleri ile etiketlenmesi,
  2. Blokzincir teknolojisi kullanılarak gümrük özet beyanı için gerekli bilgilerin (yukarıdaki şemada detayları görülen) gönderici, taşıyıcı, gümrük müşaviri, liman, antrepo gibi aşamalardaki tedarik zinciri aktörleri tarafından eşyanın üzerindeki RFID etiketlerinin unique (dünyada tek: başka bir RFID etiketi ile eşleştirilemeyecek) kimlik/seri (ID) numarası ile eşleştirilerek kendi sistemlerine yüklenmesi,
  3. Taşıyıcıların, forwarderların ve ithalatçıların kendi sistemlerindeki bilgilerin aşama aşama TZYS’ye aktarılarak takibi,
  4. Eşyaya ilişkin tüm verilerin gümrük idaresi tarafından insan müdahalesi olmadan TZYS’den BİLGE Sistemi’ne aktarılması ve izlenebilmesi,
  5. Üreticiden ülke içindeki tüketiciye kadar olan tüm tedarik zinciri boyunca eşyanın/ürünün gerçek zamanlı olarak izlenebilmesi,
  6. Böylece belli aşamalarda tekrar eden sayma, denetim ve kontrol gibi işlemlerinin azaltılarak zaman ve maliyet tasarrufu sağlanması

prensiplerine dayanmaktadır.

Sonuç ve Değerlendirme

Uluslararası ticarette ve dolayısıyla tedarik zinciri ve lojistik süreçlerde artan etkinlik talebi, daha az maliyet ile müşterin özelleşmiş (customized) taleplerini karşılayacak şekilde daha hızlı teslim konusundaki beklentileri artırmaktadır.

Uluslararası ticari verilerin tedarik zinciri içinde dağılmış ve düzensiz halde bulunması ve bu verilerin onlarca ayrı aktör tarafından kağıt bazlı kırtasiye yoğun olarak ve insan faktörünün hata ve hile risklerine açık biçimde birbiriyle entegre olmayan çok çeşitli sistemlere girilmesi ve verilerde standart bulunmaması önemli birer eksiklik olarak ortaya çıkmaktadır.

Tedarik zincirinin izlenebilirliği ve öngörülebilirliğine ilişkin yapısal ve fonksiyonel kısıtlar; tedarik zincirinin kamusal ve özel aktörleri arasında yeterince işbirliği bulunmaması, veri ve bilgi paylaşımının önündeki yapısal engeller ve teknolojinin etkin kullanılamaması tedarik zincirinin etkinliğinde önemli birer engel olarak ortaya çıkmaktadır.

Bunlara ek olarak, uluslararası ticarette mevzuata uyum gerekliliklerinin artması ve tedarik zinciri güvenliğine ilişkin (terör, savaş, çevre ve insan sağlığına ilişkin tehditler: kimyasal silahlar, çevresel tehlike yaratan kimyasal, biyolojik ve nükleer atıklar vb.) ihtiyaç ve zorunluluklar daha çok ortaya çıkmaktadır.

Bu makalede yer verilen teknolojilerin kullanılması, ticaret maliyetlerini azaltacak, şeffaflığı artıracak, sahteciliği engelleyecek ve gümrük işlem sürelerini azaltarak ticaretin hızlanmasını sağlayacaktır. Ancak, bu teknolojik gelişmelere paralel olarak küresel ölçekte birçok kısıtın ortaya çıktığı da görülmektedir.

  1. Tedarik zinciri boyunca uygulanan düzenleyici işlemlerin (gümrük mevzuatı, ticaret politikası araçlarının korumacılık amacıyla kullanılmasından doğan olumsuzluklar: i.e. Çin-A.B.D arasında metal ürünlerinde tarife savaşı) birbirinden farklı ve zaman zaman çelişen nitelikte ve uluslararası politik mücadelenin giderek daha fazla aracı haline gelmesi,
  2. Jeopolitik engeller (ticaret yollarının geçtiği güzergahlardaki istikrar ve güvenliği tehdit eden faktörler: savaş, terör, korsanlık, siyasal istikrarsızlıklar) ve bunların dünya ticaretine olumsuz etkileri,
  3. Küresel ekonomik riskler: Dünya çapında para piyasalarındaki istikrarsızlıkların çok kısa sürede tüm dünyaya yayılabilmesi ve reel sektöre ve dolaysıyla dünya ticaretine olumsuz etkiler getirebilmesi riski,

Bütün bu engel ve kısıtlar ile uluslararası risklerin önümüzdeki on yıllarda daha fazla ortaya çıkacakları öngörüldüğünde, teknolojik gelişmelerin de bu risklere paralel olarak gelişeceği öngörülmektedir.

Buna paralel olarak uluslararası ticarette devreye sokulacak yeni teknolojilere, bu meydan okumalara cevap verir şekilde başvurulması da beklenmelidir.

Yukarıda yer verilen teknolojilerin gelişmesine paralel olarak, tüm dünyada Gümrük 4.0 başlığı altında ifade edilen teknolojilerin hayata geçirilmesi düşünülmektedir. Bu çerçevede; ABD, Singapur ve Güney Kore gibi ülkeler gümrük uygulamalarında yeni nesil teknolojilerin parçası olarak blok zinciri ve RFID sistemlerini bir arada kullanan teknolojileri devreye sokmayı planlamaktadırlar. Bu sayede, bir yandan eşyanın tedarik zinciri boyunca takibi sağlanırken, diğer yandan buna ilişkin verilerin insan müdahalesi olmaksızın güvenli bir şekilde alınması ve işlenmesi temin edilebilecektedir.

Önümüzdeki dönemde; gümrük idareleri birçok yeni meydan okuma ile karşı karşıya kalacaktır. Bir yandan yapay zeka ve makine öğrenmesi gibi imkanlar, özellikle risk yönetimi alanında sadece sayısal verilerin değil, örneğin x-rayler aracılığıyla alınan görsel malzemenin de veri haline getirilerek ve makine öğrenmesi yoluyla ve “pattern analysis” yöntemleriyle işlenmesi ve yasal olmayan ticarete karşı mücadelede kullanılmasına imkan sağlayacaklardır.

Bunlara ek olarak, kimi “düzen değiştirici” (disruptive) teknolojiler de özellikle gümrük işlemleri alanında bütün sistemi değiştirecek şekilde etkili olacaktır. Üç boyutlu (3D) yazıcılar, klasik lojistik ve gümrük sistemlerinden geçmeden eşyanın özellikle ilaç sanayi, tekstil, makine aksam ve parça ile çip düzeyindeki elektronik parçaların tedarik zinciri boyunca gümrük gözetim ve denetiminden geçmeksizin iletilmesini mümkün kılmaktadırlar. Bu durum da, bu ürünlerin klasik tedarik zinciri ve düzenleyici işlem (gümrük vb.) kanallarından geçmeden nihai kullanıcılarına ulaşması sonucunu doğurmaktadır. Gerek gümrük vergileri ve kalite, gerekse de standardizasyon ve kamu sağlığı ve güvenliği açısından; gerekli gözetim ve denetim kanallarından geçmeyen eşyanın tüketiciye sunulması sonucunu doğuran bu tür işlemlerin gümrük mevzuatı açısından durumunu belirsiz hale getirmektedir.

Bütün bu meydan okumalar, oyun değiştirici teknolojiler ve yeni teknolojik imkanlar bir arada değerlendirildiğinde; Gümrük 4.0 çağının, tedarik zinciri ve lojistik yönetiminde yepyeni bir paradigmanın ortaya çıktığı bir dönem olacağını belirtmek “futuristik” bir değerlendirme olmayacaktır.

Küresel ticaret alanında risklerin ve belirsizliklerin daha fazla olacağı önümüzdeki elli yılda, bu risklere karşı geliştirilecek yeni çalışma yöntemlerinin ve teknolojilerin de en az riskler kadar çığır açıcı olacağını öngörmek yanlış olmayacaktır.

KAYNAKLAR

A Combined GPS-RFID System for Improved Cross-Border Management of Freight Consignments, Conference Paper · September 2013, DOI: 10.1109/AFRCON.2013.6757841, Conference: AFRICON 2013

A Study on the Application of RFID to Container Transportation Study, ZHANG Cheng, CAO Wensheng, Waterborne Transportation Institute, MOC Beijing, P. R. China, 100088

A Transportation Security System Applying RFID and GPS, Journal of Industrial Engineering and Management, Vol 6, No 1 (2013), Special Issue: LISS 2012, http://dx.doi.org/10.3926/jiem.668

Anticipate, Sense, and Respond-Connected Government and the Internet of Things, Max Meyers, Claire Niech, William D. Eggers, GovLab, Deloitte Consulting LLP, 2015, https://www2.deloitte.com/content/dam/Deloitte/cn/Documents/public-sector/deloitte-cn-ps-internet-of-things-en-170726.pdf

Applying RFID to Reduce Delay in Import Cargo Customs Clearance Process, Chaug-IngHsu, Hsien-Hung Shih, Wei-CheWang, Computers & Industrial Engineering Volume 57, Issue 2, September 2009, pp 506-519

Automating Customs Verifıcation Process Using RFID Technology, Joseph K. Siror IEEE Member, Sheng Huanye, Wang Dong, 6th International Conference on Digital Content, Multimedia Technology and its Applications, 16-18 Aug. 2010, Seoul, South Korea, https://ieeexplore.ieee.org/document/5568745/

Button,N., Blockchain and Trade: Not a Fix for Brexit, but Could Revolutionise Global Value Chains (If Governments Let It), ECIPE, 2018

Design of a software architecture supporting business-to-government information sharing to improve public safety and security, Svan Engelenburg, M Janssen, B Klievink, Journal of Intelligent Information Systems.

Ege, Börteçin, Bilim ve Teknik pp 27-29, Mayıs 2014, http://bortecin.com/4_End%C3%BCstri_Devrimi.pdf

El Amrani, A. (2007). The impact of international logistics parks on global supply chains. Yayımlanmamış Master Tezi, Engineering in Logistics at the Massachusetts Institute of Technology (MIT)

Endüstri 4.0: “Akıllı” Yeni Dünya: Dördüncü Sanayi Devrimi, EKOIQ Aralık 2014 Özel Eki, http://content.lms.sabis.sakarya.edu.tr/Uploads/69905/32060/ekoiq-ek-d.pdf

Friedrich List’s Infant Industry Argument/Friedrich List’in Bebek Endüstriler Tezi, Aykut Kibritçioğlu, Ankara University 1996, Munich Personal RePEc Archive, Paper No. 2549, posted 5. April 2007, https://mpra.ub.uni-muenchen.de/2549, https://www.researchgate.net/publication/23543554_Friedrich_List’in_Bebek_Endustriler_Tezi_Friedrich_List’s_Infant_Industry

Hsu, Chaug-Ing & Shih, Hsien-Hung & Wang, Wei-Che. (2009). Applying RFID to reduce delay in import cargo customs clearance process. Computers & Industrial Engineering. 57. 506-519. 10.1016/j.cie.2008.02.003.

Internet of Things In Logistics, A Collaborative Report By DHL And Cisco On Implications And Use Cases For The Logistics Industry, 2015, DHL Trend Research-Cisco Consulting Services

Internet of Things Strategic Research Roadmap, Dr. Ovidiu Vermesan, Dr. Peter Friess, Patrick Guillemin, Sergio Gusmeroli, Harald Sundmaeker, Dr. Alessandro Bassi, Ignacio Soler Jubert, Dr. Margaretha Mazura, Dr. Mark Harrison, Dr. Markus Eisenhauer, Dr. Pat Doody, 2009, http://www.internet-of-things-research.eu/pdf/IoT_Cluster_Strategic_Research_Agenda_2011.pdf

LPI 2016-Connecting to Compete 2016: Trade Logistics in the Global Economy-The Logistics Performance Index and Its Indicators, 2016, The International Bank for Reconstruction and Development/The World Bank, https://wb-lpi-media.s3.amazonaws.com/LPI_Report_2016.pdf

Radio Frequency Identification (RFID) in Thailand, Jerry Croley, Thai-American Business Volume 3/2008, Transportation and Logistics, https://www.amchamthailand.com/asp/view_doc.asp?DocCID=1977

The Internet Of Things In The Port Of Rotterdam: Literature Review About Internet Of Things, Sander van Kersbergen, Erasmus University Rotterdam, Erasmus School of Economics, Department of Economics, https://www.govloop.com/wp-content/uploads/2014/07/GL-Internet-of-Things-Guide-.pdf

The Internet Of Things-Preparing Yourself for a Connected Government, Innovations That Matter, Catherine Andrews, Cisco Systems, 2014, https://www.govloop.com/wp-content/uploads/2014/07/GL-Internet-of-Things-Guide-.pdf

The Potential of RFID and NFC in Anti-Counterfeiting, Lehtonen Mikko, Thorsten Staake, Florian Michahelles, Elgar Fleisch, 2008, Networked RFID Systems and Lightweight Cryptography pp 211-222

http://www.orso.com.tr, 18.01.2017

http://www.ttekglobal.com/news/2016/7/14/introducing-machine-learning-into-customs-risk-management-capabilities

https://cointelegraph.com/news/korean-customs-service-to-develop-full-scale-blockchain-customs-platform

https://www.business-standard.com/article/economy-policy/govt-to-use-ai-blockchain-technology-for-seamless-cargo-movement-118040100452_1.html

https://www.ccn.com/us-customs-and-border-protection-is-looking-into-the-applicability-of-the-blockchain/

https://www.code-n.org, 18.01.2017

https://www.ft.com/content/caa52d44-6d53-11e8-852d-d8b934ff5ffa

 

YAZARLAR

Barış BİÇİMSEVEN

Gümrük ve Ticaret Uzmanı

Tasfiye Hizmetleri Genel Müdürlüğü

e-posta: B.Bicimseven@gtb.gov.tr

Tel: 0312 449 42 75

1997 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Kamu Yönetimi Bölümünden mezun olmuş ve 1998 yılında Gümrük Uzman Yardımcısı olarak meslek hayatına başlamıştır. Gümrük Uzmanlığı boyunca; risk yönetimi, sonradan kontrol, ticaretin kolaylaştırılması, ithalat mevzuatı ile tedarik zinciri ve lojistik konularında çalışmalar yürütmüştür. 2007 yılında Amerika Birleşik Devletleri, Case Western Reserve University’den MBA derecesi almış ve 2009- 2011 yılları arasında İsviçre Lozan Üniversitesinde, gümrüklerde risk yönetimi ve tedarik zinciri güvenliği konularında doktora çalışması yapmıştır. İngilizce ve Fransızca bilen Barış Biçimseven evli ve iki çocuk babasıdır.

Serhan Kamil KOCAMAN

Gümrük ve Ticaret Uzmanı

Tasfiye Hizmetleri Genel Müdürlüğü

e-posta: skocaman@gtb.gov.tr

Tel: 0312 449 42 61

1987 yılında Trabzon’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini de Trabzon’da tamamladı. 2009 yılında Gazi Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Aynı yıl Gümrük Müsteşarlığında Gümrük Uzman Yardımcısı olarak göreve başladı. Halen, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Tasfiye Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nde Gümrük ve Ticaret Uzmanı olarak görevine devam etmektedir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *