Uluslararası Ticarette Güvenilir Ülke Olmak: Stratejik Ticaret Kontrolleri

1- Stratejik Ticaret Kontrolleri ve Gümrüklerin Rolü

Stratejik Ticaret Kontrolleri (STK) ülkemizde uzun yıllardır uygulanmakla birlikte, dışarıdan sadece gümrük kontrolleri yönüyle görünmesi nedeniyle dış ticaret dünyası açısından belki bilinmeyen ya da çok az bilinen bir kavramdır. STK kavramı, aslında uluslararası düzeyde çok ciddi bir öneme sahip olması, uluslararası ticaretin güvenliği ve yürütülmesi açısından üzerinde durulmasına karşın neden ülkemizde bu kadar az bilinmektedir? Bunun en önemli nedenlerinden biri, yukarıda da bahsedildiği gibi dış ticaret erbabının bu kontrollerle sadece gümrük boyutu itibariyle karşılaşmış olmasıdır. Diğer bir deyişle STK, ihracat eşyası için ilgili kurumdan izin belgesi alınması ve bu belgenin gümrük beyannamesi ekinde gümrük müdürlüğüne sunulması gibi izne tabi bir eşyanın ihracı şeklinde görülmektedir. Bununla birlikte, bu işlem STK gibi karmaşık ve uluslararası güvenlik boyutu olan bir uygulamanın sadece belirli bir kısmını yansıtmaktadır. Peki, o zaman STK nedir?

STK’yı gümrük kontrollerinden ayrı ve özel bir yere koyan asıl faktör eşyanın doğasıdır. Başka bir deyişle, belirli bir eşyanın ticaretinin diğer ticari eşyadan daha farklı bir kontrolü gerektirmesi STK kavramını ortaya çıkaran sebeptir. Bunlar, Kitle İmha Silahları (KİS) yapımında kullanılan eşyalar ile konvansiyonel silahlar, askeri malzemeler ve çift kullanımlı (hem askeri hem de sivil amaçlı kullanılabilen eşyalar, örneğin lazerler, kimyasallar) eşya olarak özetlenebilir. Basit bir ifadeyle silah ve silah yapımında kullanılan eşya uluslararası ticarette, daha da fazlası uluslararası güvenlikte çok önemli bir konuma oturabilmekte, bu sebeple özel düzenlemeler gerektirmektedir. Bu tür eşyaların terörist grupların ya da sakıncalı ülkelerin eline geçmemesi çabaları stratejik ticaretin uluslararası güvenlik boyutu kapsamında izlenmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, doğası gereği özel bir öneme sahip olan bu tür eşyanın ticareti sadece izne tabi bir eşyanın izin ve gümrük işlemleri olarak görülemeyeceğinden daha yüksek bir önem düzeyinde izlenmekte, uluslararası ticareti önemli boyutta etkilemektedir. Hatta bu etki düzeyi ulusal ticaretin akışını olumlu veya olumsuz bir şekilde değiştirebilmektedir. Stratejik eşyanın kontrolünün sıkı yapılmadığı durumlarda herhangi bir ülke uluslararası kamuoyunda zor duruma düşebilmekte, ülke üzerindeki ticaretin yön değiştirmesi gibi ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Gerçekten bu tür eşyaların kontrolü göründüğü kadar zor mudur?

Aslında bu tür eşyanın kontrolünü zor yapan kaçak yollarla ticaretinin yapılmasından ziyade bu eşyaların sivil kullanımının çok yaygın olmasıdır. Çift kullanımlı olma durumu yani eşyanın sivil ya da askeri amaçla kullanılacağının eşyanın kendisine dışarıdan bakarak anlaşılamaması, kontrollerdeki en büyük zorluklardan biri olmakta, geleneksel izin prosedürü ya da geleneksel gümrük kontrollerinden ayrı bir kontrol sistemi oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. İşte tüm bu süreç Stratejik Ticaret Kontrolleri olarak adlandırılmaktadır.

Kitle İmha Silahları olarak bilinen nükleer, kimyasal, biyolojik ve radyolojik silahların, konvansiyonel silahların ve askeri malzemelerin sakıncalı ülkelerin ve terörist grupların eline geçmesinin yaratacağı etkiyi tahmin etmek zor değildir. Bu nedenle bu tür eşyanın ticareti uluslararası düzenlemeler çevresinde yürütülmekte ve devletlerce yakından takip edilmektedir. Söz konusu eşyanın ticaretinin yasak olduğu durumlarda ise kaçakçılık bir yöntem olarak devreye girmektedir. Ancak, zaman geçtikçe bu tür silahların karmaşık bir hal alması ve bu silahları doğrudan temin etmek yerine parça parça yasal yollardan temin ederek silah üretme çabaları, uluslararası ticaretin de farklı yol ve metotlarla izlenmesine neden olmuştur. Özellikle çift kullanımlı eşyanın ticaretinin izlenmesi konuyu daha farklı bir boyuta taşımıştır. Peki, gümrük idareleri uluslararası güvenliği bu derece etkileyen bir konun neresinde durmakta, nasıl bir rol oynamaktadır?

Güvenlik konusu son yıllarda hiç olmadığı kadar gündemdedir. Bu durum kuşkusuz gümrük idarelerinin ve uluslararası ticaret erbabının da gündelik iş yapma pratiklerini etkilemiştir. Gerek kitle imha silahlarına sahip olmaya çalışan devletler, gerekse devlet dışı örgütsel yapıların terör faaliyetleri için silah elde etme çabaları kaygıları artırmaktadır. Özellikle komşu ülkelerde geçtiğimiz yıllarda görülen kimyasal silah kullanılarak yapılan saldırılar, güvenlik konusunun tek bir ülke ya da tek bir kuruma bırakılamayacak derecede önemli olduğunun göstergesidir. Uluslararası ortamda artan terör faaliyetlerine ve oluşan güvensiz ortama gümrük idarelerinin cevaplarından biri de STK faaliyetleri olmuştur. Değişen, gelişen ve gün geçtikçe karmaşıklaşan bu süreçte gümrük idareleri birden fazla ve kimi zaman da birbiriyle çelişir görünen fonksiyonları aynı anda icra etmekle mükellef kılınmıştır.

Özellikle 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında niteliği değişen ve gitgide yaygınlaşan terörist faaliyetlerin engellenebilmesinin bir yolu devlet dışı örgütlerin yasal tedarik zincirini kullanarak silah ve ilgili malzemelere ulaşmasının kontrol altına alınmasıdır. Bu ise STK kapsamında çeşitli uluslararası düzenlemelerle sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu düzenlemeler kısaca uluslararası sözleşmeler, rejimler ve Birleşmiş Milletler (BM) ambargo ve yaptırım kararları olarak özetlenebilir. Bunlar genel olarak, bir kısmı uluslararası düzeyde bağlayıcılığı haiz, ülkelere asgari bazı yükümlülükler getiren, yol gösterici niteliği de olan metinlerdir.

2004 yılında BMGK tarafından alınan 1540 sayılı Karar, tüm devletlere KBRN silahları ve KİS ile bunların taşıma sistemlerinin yayılmasının engellenmesi konusunda “etkili önlemler” alınması ve uygulanması hususunda uyulması zorunlu yükümlülükler getirmiştir. Bu önlemler, ihracat, transit gibi gümrük rejimleri ile gümrük kontrolleri ve ilgili malzemelerin yasadışı trafiğini engellenmesi konusunda kolluk çabalarını da içermektedir. Bu karar ile devletlerin yasama, uygulama ve uygulatma dahil olmak üzere konuya ilişkin tüm etkili adımları atması, niyet beyanının ötesinde faaliyetlere girişmesi gerekmektedir. 1540 Komitesi uzmanları bu Kararın uygulanmasında kilit rolün gümrük idarelerinde olduğunu her platformda vurgulamaktadır. Kararın 3.c ve 3.d paragraflarında çift kullanımlı malzemelerin yasadışı trafiğinin tespiti, caydırılması, engellenmesi konusunda etkili sınır kontrolleri ve kolluk güçlerinin mücadelesinin önemine vurgu yapılmaktadır. Nitekim 1540 Komitesi Başkanı Büyükelçi Oh JOON yaptığı bir konuşmada “Yayılmanın önlenmesinde ulusal gümrük idarelerinin katkılarını ne kadar vurgulasak azdır” diyerek konuyu özetlemiştir.

Aralık 2015’te bir başka uluslararası platform olan Dünya Gümrük Örgütü’nün (DGÖ) Politika Komisyonu, gümrük idaresinin güvenlik konusundaki rolüne atıfta bulunarak Punta Cana Önergesini yayınladı. Buna göre gümrük idareleri güvenlik konusunu rol olarak benimsemeli ve bu husus stratejik planları dahil olmak üzere politika belgelerinde yer almalıdır. Ayrıca sınır güvenliğini geliştirmek için gümrük idareleri ile diğer paydaşlar arasında bilgi paylaşımı ve işbirliği artırılmalıdır.

Tüm bu uluslararası belgelerden de görülebileceği üzere gümrük idareleri değişen ve gelişen şartlar altında özellikle güvenlik alanında üzerine düşeni yapmak için rolünü ve pozisyonunu yeniden tanımlamaktadır. Buna minvalde özel sektör de sorumluluklarının bilincinde olmalı ve arz zincirinin güvenliğine katkıda bulunmalıdır. Bu iki tarafın da faydalanacağı bir süreç olacaktır. Sonraki bölümde STK sisteminin sağlıklı kurulması ve işlemesi halinde özel sektöre ne gibi faydaları olacağından bahsedilecektir.

2- STK’nın Özel Sektör Açısından Faydaları

2.1- Uluslararası Ticaretin Daha Güvenli Yapılması

Ulusal STK kontrollerinin dünyadaki iyi uygulama örneklerine yakınsaması, özellikle yerli ticaret erbabı açısından faydalı sonuçlar doğuracaktır. Şöyle ki, ülkemiz ihracatının artması ve niteliğinin ham maddeden yarı mamul ve mamul maddelere doğru evirilmesi uluslararası ticarette giderek söz sahibi bir ülke haline gelmemizi sağlamaktadır. Ancak, güven ilkesi üzerine kurulu uluslararası ticarette ihracatçılarımızın ticaret yaptıkları ülkelerin kamu idareleri nezdinde arz zincirinin güvenliğine önem veren bir ülkeyi temsil ettikleri imajını oluşturmaları elzemdir. İşte bu noktada STK kültürü oluşturulması önem arz etmektedir. Gümrük idaresi STK kurallarını paydaş kurumlarla birlikte uygularken, ticaret erbabımız da ihracat ve transit işlemlerinde lisanslama, ön izin gibi işlemleri eksiksiz ve zamanında yerine getirmelidir. Bu ise büyük STK yapbozunun ancak mütevazı bir kısmını oluşturmaktadır. Ticaret erbabı STK mevzuatına ne kadar uyumlu davranırsa, kuralların sadece bürokratik bir engel olmadığı anlayışı o kadar yaygınlaşacak, uyumluluk kurumsal bir yaklaşım olarak benimsenecektir. Bu ise uluslararası perspektiften bakıldığında, yerli ticaret erbabının arz zinciri güvenliğine verdiği önemi göstermesi ve genel olarak ülkenin uluslararası imajını güçlendirmesi bakımından önemlidir.

Konuyu farklı bir bakış açısı ile ele aldığımızda, yani uluslararası ticarette güven unsurunun ortadan kalktığını düşündüğümüzde STK’nın önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Eğer ki ticarete konu eşyanın ihraç edildikleri ülke tarafından ya da ülkedeki devlet-dışı aktörlerce terörizm ya da KİS yapımı amacıyla kullanılması durumunda, bu ülkelerin riskli ülke olarak algılanarak söz konusu eşyanın ticaret hacminde zamanla azalma meydana gelmesi mümkün bulunmaktadır. Aynı senaryoyu, sadece ihraç yapılan ülke değil eşyanın transit olarak geçtiği ülkeleri de içine alacak şekilde düşünmek gerekmektedir. Transit ülkelerdeki kontrollerde ciddi eksiklikler olması, zamanla başka ticaret yollarının aranmasına, dolayısıyla ülke ticaretine zarar vermektedir. Bu konuda ciddi önlemlerin alınmaması durumunda, daha ileri bir yaptırım olarak BM ambargoları devreye girmektedir. Bu nedenle, ülkelerin STK konusunda gerekli önlemler almaması ya da zafiyet göstermesi durumunda, ihracat yapacak firmaların belirli ülkelere yapılan sevkiyatlarından vazgeçmesi, güvenlik adına çok da uygun olmayan ticaret rotaları aramaları ve dolayısıyla uluslararası ticaretin olumsuz yönde etkilenmesi gibi sonuçlar doğurmaktadır.

2.2- Türkiye’nin Ticaret Zincirindeki Güçlü Halka Olması

Uluslararası ticareti, sadece iki ülkenin taraf olduğu bir alım-satım işleminden ziyade birçok unsuru da içerisinde barındıran bir denklem gibi düşünmek gerekir. Eğer ki ticaret birbirine uzak iki ülke arasında gerçekleştiriliyorsa sevk güzergahını da çok önemli bir faktör olarak bu denkleme dahil etmek gerekir. Bununla birlikte, bu denklemdeki herhangi bir aksama, uyumsuzluk ya da güvensizlik ticareti olumsuz etkilemekte ve sevk güzergahının değişmesine neden olabilmektedir.

Türkiye, Avrupa, Asya ve Ortadoğu arasında gördüğü köprü vazifesiyle önemli bir transit ülkesidir. Sadece karayolu taşımacılığı ile yapılan ticareti dikkate aldığımızda bile Avrupa’ya açılan en önemli kapımız Kapıkule Gümrük Kapısı ile Ortadoğu’ya açılan en önemli kapımız Habur Gümrük kapısından her gün yaklaşık 5.000-6.000 arası araç giriş-çıkış yapmaktadır. Bunun yanında, Akdeniz, Ege ve Karadeniz’deki limanlar kullanılarak da her gün Asya, Ortadoğu ve Afrika ülkelerine tonlarca eşya ve ürün sevk edilmektedir. Ülkemizin bu konumu, Ortadoğu, Afrika gibi riskli bölgelere komşu olması, hatta İran, Irak, Suriye gibi bazı ülkeler ile aynı sınırı paylaşması stratejik eşyanın ülkemiz üzerinden yoğun bir şekilde sevki ihtimalini de gündeme getirmektedir.

Aşağıda yer alan harita, BM tarafından silah ambargosu uygulanan ülkeler ile devlet-dışı aktörler, terörist gruplar ve kişileri göstermektedir. Hâlihazırda BM tarafından Suriye’ye silah ambargosu uygulanmamakla birlikte, söz konusu ülkede yaşanan iç savaş ülkemiz açısından yüksek risk ortaya çıkarmaktadır. Haritadan da görüleceği üzere, Türkiye yüksek riskli bölgelere yakın olması yanında bir kısmı ile de sınır komşusudur. Bu durum, gerek ulusal güvenliğimiz gerekse uluslararası ticaretimiz açısından çok ciddi sorunlar yaratmaktadır.

Gümrük kontrollerindeki herhangi bir zayıflık ya da ihmal stratejik bir eşyanın kolaylıkla istenmeyen bir ülke ya da terörist bir grubun eline geçmesine, uluslararası güvenliğin tehdit edilmesine ve dahi bu eşyanın silah ya da patlayıcı olarak ülkemize geri dönmesine yol açabilecektir. Başka bir olası sonuç ise, ülkemizin arz zinciri güvenliğinde zayıf halka olarak algılanması ve dolayısıyla ticaret rotasının değişmesi ve artık yerli firmaların uluslararası ticarette güvenilir bir ticari ortak olarak tercih edilmemesi olacaktır. Bu nedenle, etkin bir STK sistemi ülkemiz ticareti açısından olmazsa olmaz bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

2015 yılında ABD merkezli New York Times gazetesinde yayınlanan bir makalede Türkiye’den Suriye’ye ihraç edilen gübrelerin bir takım terör örgütlerinin eline geçtiği iddia edilmişti. Gerek Bakanlığımız, gerekse Dışişleri Bakanlığı kanalıyla şiddetle yalanlanan bu haber, STK konusunun ne denli önemle ele alınması gerektiğini ortaya koyan güçlü bir örnek olarak önümüzde durmaktadır. Zaman zaman ülke imajını zedeleyen bu tarz ithamlarla karşılaşılması, uluslararası ticarette güvenilmez bir ülke haline gelerek dış pazarlardaki rekabet gücümüzü azaltacak sonuçlara yol açabilecektir. Bu yüzden STK sürecinin tüm paydaşları konunun ciddiyetini kavrayarak uluslararası arz zincirinin güvenliğini tehlikeye atacak davranışlardan kaçınmalıdır. İhracatçılarımız nihai kullanıcılarının kim olduğunu önemsemeli, lisanslama gereklerini yerine getirmelidir. Bölgemizdeki transit taşımalarında büyük pay sahibi olan lojistik firmaların da sorumlu bir tacir olarak taşıdıkları eşyanın ne olduğu ve kimlerin eline geçebileceğini düşünerek hareket etmeleri önem arz etmektedir. Bu alanda en büyük pay sahibi olan devlet kurumlarının ise uluslararası STK mevzuatını itinayla takip ederek uygulama ve ticaret erbabına yol gösterme konusunda daha aktif bir rol alması beklenmektedir.

2.3- Stratejik Teknoloji ve Eşyanın Transferi

Etkin bir STK uygulamasının ülkelere sağlayacağı en önemli avantajlardan birisi de ileri teknoloji ürünlerin elde edilmesidir. Bu alanda uluslararası düzenlemelere ne derece uyum sağlanırsa, STK konusunda ne derece etkili önlemler alınırsa, söz konusu eşyanın transferinde ihracatçı ülkeler o derece rahat olacaklardır.

Yukarıda bahsedildiği üzere, STK’ya konu eşyanın büyük çoğunluğu hem sivil hem de askeri kullanım alanı bulunan ileri teknoloji ürünlerdir. Ürün sağlayıcıların bu tür ürünlerin sevkinde herhangi bir ülkeyi riskli görmesi ya da teknolojiyi talep eden ülkenin stratejik ticaret alanında yaptığı kontrollerde zayıflık ve/veya eksiklik olduğunu düşünmesi durumunda söz konusu ürünlerin ihracatına yasaklama, sınırlama ya da başka türden önlemler getirebileceklerdir. Bu durum ise söz konusu ürünlerinin temininde ya da teknoloji transferinde ciddi problemler doğurabilecektir.

Türkiye gibi ihracat temelli büyüme hedefleyen ve henüz mamul madde ihracatını gelişmiş ülkeler seviyesine çıkartamamış bir ülkenin dış ticaretinde ileri teknoloji ürünlerin ithalatına ne derece bağımlı olduğu düşünüldüğünde STK sisteminin ne derece elzem olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Yukarıdaki tablodan da görüleceği üzere, 2015 ve 2016 döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı % 3,5 gibi düşük bir oranda iken ithalat içindeki payı yaklaşık %15-17 düzeyindedir. Bu istatistikler bize ileri teknolojinin ülkemize transferine ne denli ihtiyaç duyduğunu vurucu bir şekilde ifade etmektedir.

3- Türkiye’nin STK Konusunda Yol Haritası

Ülkemiz STK konusundaki tüm uluslararası anlaşmalara, düzenlemelere ve çok taraflı ihracat rejimlerine taraf olarak, bu alandaki samimiyetini ve birlikte çalışmaya açık olduğunu çok net bir şekilde ortaya koymuştur. Özellikle yüksek risk içeren bölgelere yakın olması, bu alanda gerekli tüm adımları atmasını zorunlu hale getirmiş olup, ayrıca uluslararası toplumun da ülkemizden bu alanda beklentisini yükseltmiştir.

Bununla birlikte, ülkemizde STK konusunda yasal zemini oluşturan, tanımını, işleyişini, ilgili kurumların görev ve yetkilerini, birbirleri ile çalışma şekillerini, ihracatçıların bu alandaki sorumluluk ve yükümlülüklerini belirleyen tek ve bütüncül bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bunun yerine her bir paydaş kurum kendi yetki alanına giren konularda kendi mevzuatını düzenlemiştir. Söz konusu yasal düzenlemenin olmayışı, sistemin işleyişinde aksaklıklara, kurumlar arası çalışmada koordinasyonsuzluğa, yetki belirsizliğine, ihracatçının zaman kaybına, transit eşyanın sevki, serbest bölgelerdeki işlemler ve yaptırımlar gibi konularda yasal boşluklara, mevzuat kalabalığına, kontrol listelerinin dağınıklığına ve gereksiz yazışmalara neden olmaktadır.

Avrupa Birliği’nde STK, 428/2009 sayılı Tüzük kapsamında yürütülmektedir. Söz konusu Tüzük ile tek bir kontrol listesi oluşturulmuştur. Her bir kurumun kendi mevzuatını düzenlemesi yerine, AB’de olduğu gibi sistemin tüm unsurlarını içeren ve kontrole tabi eşyayı tek bir başlıkta toplayan bir mevzuatın çıkarılması öncelikle gerekmektedir. Böylece, ticaret erbabı mevzuat kalabalığı içerisinde kaybolmadan, eşyasının hangi kontrol listesine gireceğini, hangi kuruma başvurması gerektiğini, bu konudaki hak ve yükümlülüklerini kolaylıkla bilebilecektir.

Konuyla ilgili diğer bir husus ise, mevcut durumda izin başvurularının kağıt ortamında yapılmasının ve başvuru sonucunun beklenmesinin ciddi zaman kaybına yol açmasıdır. Ülkemizde STK’ya tabi eşyanın lisanslama (izin) işlemleri eşyanın niteliğine göre Ekonomi Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından yürütülmekte olup, kontrol ve uygulama işlemleri ise Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından yerine getirilmektedir. İzin almak isteyen firmalar öncelikle başvurularını gerekli belgelerle birlikte lisanslama kurumlarına yapmakta, daha sonra izin belgelerini gümrük beyannamesine ekleyerek bu belgeleri gümrük idaresine sunmaktadırlar. Uluslararası ticarette, saatlik beklemelerin bile ciddi maliyetlere yol açtığı dikkate alındığında, izin işlemlerinin bir an önce elektronik ortamda yürütülmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Diğer taraftan, ihracat kontrollerine tabi eşyaya bakıldığında, bu eşyanın çoğunlukla teknik açıdan karmaşık niteliği haiz olduğunu belirtmiştik. Bu durum, eşyanın tanınmasında ve kontrole tabi olup olmadığının belirlenmesinde özellikle gümrük görevlilerine zorluk yaratmaktadır. Diğer taraftan, söz konusu zorluğun giderilmesinde risk analizinin en etkili mekanizma olduğu uluslararası platformlarda sıklıkla ifade edilmektedir. Bakanlığımız BİLGE sisteminde ihracat ve transit işlemlerinde risk analizi yapılmakla birlikte, lisanslama kurumlarının her biri kendi risk değerlendirmesini kendi içerisinde yapmakta, kendileri için risk arz etmeyen ancak diğer kurumlar açısından riskli olabileceğini düşünecekleri eşya için çoğu zaman yazışma yoluyla bu bilgileri talep etmektedirler. Bu durum ise, yazışma trafiğini artırmakta ve ilgilinin eşyasının gümrükte beklemesine neden olmaktadır. Bu nedenle, stratejik eşya özelinde risk analizi uygulamasına geçilmesinin ve söz konusu uygulamanın ilgili tüm kurumların kendi risk ölçütlerini girdiği ortak bir risk analizi platformu şeklinde olması, kontrollerin daha etkin olmasının yanında gereksiz yazışmaların ortadan kaldırılmasını ve ilgililerin izin işlemlerinin daha hızlı olmasını sağlayacaktır.

Diğer taraftan, ilgili firmaların da bu konuda bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesi de önemli bir konudur. Stratejik eşyanın gümrüklerde beklemesi çoğunlukla kasıtlı eylemlerden ziyade firmaların izin sürecini ya da eşyanın kontrole tabi olup olmadığını bilmemelerinden kaynaklanmaktadır. İlgili firmaların bu konuda bilgilendirilmesi yine gümrüklerde beklemeleri ortadan kaldıracaktır.

Kaynakça

  • EARLY, Bryan R., The Relationship Between Strategic Export Controls and Economic Benefits, 21st Asian Export Control Seminar
  • CHATELUS, Renaud., The Role of Customs in Strategic Trade Controls: Challenges and Potential, Taking a States’ Enforcement Perspective, Center for International Trade and Security The University of Georgia
  • JONES, Scott and KARRETH, Johannes., December 2010. Assessing the Economic Impact of Adopting Strategic Trade Controls, U.S. Department of State Bureau of International Security and Nonproliferation Office of Export Cooperation
  • Strategic Trade Control Enforcement (STCE) Implementation Guide, World Customs Organization

 

YAZARLAR HAKKINDA

Ali KELLECİ                                                         Burak Cihan ÜRKMEZ

Gümrük ve Ticaret Uzmanı                               Gümrük ve Ticaret Uzmanı

Gümrükler Genel Müdürlüğü                           Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü

e-posta: a.kelleci@gtb.gov.tr                             e-posta: b.urkmez@gtb.gov.tr

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *