Customs 3.0 Dönemi

GİRİŞ

İlk çağlardan günümüze gelinceye kadar belirli bir medeniyet seviyesine erişen hemen hemen tüm toplumlarda gümrük olgusu bulunmaktaydı. Nitekim Çin, İran, Anadolu, Roma, Bizans, Mısır ve Arabistan’da tarihi öncesi dönemlerde de gümrüklerin olduğuna dair bilgiler vardır.

Geçmişi oldukça eskiye dayanan gümrük olgusu, tarihin farklı dönemlerinde farklı ülkeler veya coğrafyalar tarafından çok farklı şekillerde uygulanagelmiştir. Gümrük uygulamalarının standartlaşması ve serbestleştirme çabalarının 20 yy. başlarından itibaren ve özellikle GATT’tan sonra başlaması nedeniyle söz konusu çalışmamızda bu dönemden itibaren uluslararası alanda yaşanan gelişmeleri ve daha sonra bu gelişmelerin gümrük idareleri üzerine olan dönüştürücü etkilerini açıklayacağız. Söz konusu dönüştürücü etkiler her bir ülke için farklı zamanlarda (kimi daha erken kimi daha geç) gerçekleşmekle beraber dönüşümün şeklinin gelişmiş ülkeler için benzer şekillerde olduğu ve üç aşamada gerçekleştiği değerlendirilmektedir. Customs 1.0 diye ifade ettiğimiz ilk dönem daha çok ülkeler arasındaki ticaretin serbestleştirilmesine yönelik faaliyetleri içermektedir. Ticari faaliyetlerin serbestleştirilmesinin bir sonucu olarak artan ticaret hacmi karşısında gümrük idarelerinin gerçekleştirdiği risk bazlı denetim yaklaşımları ile bazı önemli basitleştirme düzenlemeleri ise Customs 2.0 olarak ifade ettiğimiz dönemde ortaya çıkmıştır. Ticari hayatın oldukça hızlı gelişmesi, teknolojik yeteneklerin artması ile birlikte gümrük işlemlerinin daha hızlı ve güvenli yapılması konusundaki talepler Customs 3.0 diye adlandırdığımız dönemin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu dönemde gümrük işlemlerinin yoğun bir şekilde dijitalleştiğini ve basitleştirme çabalarının dijitalleşme ile birlikte büyük bir dönüşüm geçirdiğini görmekteyiz. Yapmış olduğumuz bu ayırıma göre bugün bazı ülkeler hala Customs 1.0 diye adlandırdığımız dönüşüm başlangıç aşamasında yer alabiliyor iken bazı (özellikle gelişmiş) ülkeler son aşamada yani Customs 3.0’a geçmiş bulunmaktadırlar.

Bugün devletlerin, kendi ülkelerinde faaliyet gösteren firmalara rekabet avantajı sağlamak ve yatırım ortamını iyileştirmek amacıyla basitleştirme çabalarına büyük önem verdiklerini görüyoruz. Basitleştirme ile birlikte güvenli ticaretin yapılması ise risk bazlı denetimin önemini arttırmış bulunmaktadır. Ülke gümrük idarelerinin başarısı, Customs 3.0 diye ifade ettiğimiz dönemde yapılan yeniliklere ülkelerin adaptasyon hızıyla ölçüleceğini düşünüyoruz. Bu nedenlerle önümüzdeki dönemde, vergi tahsilatlarından herhangi bir olumsuzluğa yol açılmadan ticari hayatın rekabetçi bir ortamda yürütülmesini sağlamak amacıyla gümrük idarelerinin bu dönüşüme çok hızlı adapte olması gerekmektedir. Adaptasyon ne kadar hızlı olursa ülke ekonomisine katkı da o derece yüksek olacağından ülkelerin stratejik planlamalarında gümrük idaresine gereken önemi vermeleri gerektiği değerlendirilmektedir.

CUSTOMS 1.0 DÖNEMİ

Customs 1.0 diye ifade ettiğimiz dönem, daha öncede belirttiğimiz üzere ticaretin serbestleştirilmesine yönelik çabaların gerçekleştirildiği zaman dilimini ifade etmektedir.

Uluslararası alanda, özellikle ikinci dünya savaşından sonra ticaretin serbestleştirilmesi ve önündeki engellerin kaldırılmasına yönelik çabalar yoğunluk kazanmıştır. Uluslararası alanda ilk çaba, Uluslararası Ticaret Örgütü (ITO) tasarısı çerçevesinde gündeme gelmiştir. Ancak bu girişim, tasarının ABD parlamentosu tarafından onaylanmaması nedeniyle başarısızlığa uğramıştır.

1947 yılında imzalanan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT), Uluslararası Ticaret Örgütü’nün (ITO) girişimine benzer amaçlara ulaşmak üzere hazırlanan, başlangıçta geçici bir anlaşma olarak ortaya çıkmıştır. Ancak zamanla kurumlaşmış ve uluslararası ticaretin gelişmesinde büyük katkısı olan çok taraflı ticaret görüşmelerinin ekseni olmuştur. Bu teşkilat 1994 yılında sonuçlanan Uruguay Raund görüşmeleri sonucunda, Dünya Ticaret Örgütüne dönüşmüştür.

Custom 1.0 diye adlandırdığımız bu dönemde ülkeler arasında mevzuat ve uygulamalar açısından oldukça büyük farklılıklar bulunmaktaydı ve ülkelerin yükümlülükleri GATT kapsamında yaptıkları anlaşmalar çerçevesinde belirlenmekteydi. Bu dönemde serbest ticaret anlaşmaları, gümrük birlikleri ile ülkeler arasındaki gümrük duvarlarının indirilmesi sağlanmıştır. Bu dönemin diğer önemli özellikleri ise eşyanın sınıflandırılmasına ilişkin ortak bir tarifenin geliştirilmesi ile gümrük kıymetinin tespitinde Cenevre Kıymet Koduna geçilmesi olmuştur. Bu dönem yine menşe kazanmaya ilişkin kuralların ilk defa belirlenmesi açısından da önem arz etmektedir.

Aşağıda Customs 1.0 ve Customs 2.0 döneminde eşyanın tarifesi, kıymeti ve menşeine ilişkin uluslararası alanda yaşanan gelişmeler ile gümrük süreçlerinin basitleştirmesi ayrı ayrı başlıklar altında incelenirken Customs 3.0 döneminde ise ticaretin kolaylaştırması açısından yaşanan gelişmeler her bir yenilik başlığı altında açıklanmıştır.

1.1. Eşyanın Tarifesinde İlişkin Gelişmeler

Eşyaların sınıflandırılmasına yönelik bir ilginin eski çağlardan beri mevcut olduğunu görmekteyiz. Bu ilgi genellikle, yetkililerin hükümranlık alanındaki bölgelerden veya sınırlardan geçmekte olan eşyalara geçiş̧ resmi veya vergi koyma arzularından doğarak gelişme göstermiştir. Daha sonra, sanayileşmiş̧ toplumların gelişmesi, sanayileşme sürecinde ihtiyaç duyulan hammaddelerin tedariki ve ihtiyaç fazlası malların başka ülkelere satımı gibi olgular, bu tür malların belirlenmesine yönelik bir sınıflandırma sistemi gereksinimini oluşturmuştur.

İlk “Eşya Sınıflandırma Sistemleri”, özel vergi veya geçiş resimlerine tabi eşyalar ile bu vergi ve resimlerden muaf tutulan eşyaların alfabetik bir sıralamasından ibaretti. Ancak, farklı vergi hadlerinin veya muafiyetlerin ve ayrı alfabetik sıralamaların değişiklik arz etmesi, eşyaların farklı bir şekilde sınıflandırılmaları gerektiği olgusunu yaratmıştır. Böylece eşyalar, vergi statülerinden ziyade, yapıları itibariyle sınıflandırmaya tabi tutulmuşlardır.

Uluslararası ticaretin düzeyi ve önemi arttıkça, ilgili devletlerin yetkili resmi ve gayri resmi organları, ithal edilen ve ticaret alanlarından geçen malların gümrük vergileri ile eş değerdeki vergilerin değerlendirilmesinde kolaylık sağlanması açısından ortak çalışmalara yönelmişlerdir. Bu yönelmede, vergilerden ziyade, ulusal gümrük tarifelerindeki farklılıkların güçlük teşkil ettiği fark edilmiş̧ ve bu güçlüklerin (örneğin; pozisyonların ve numaralandırılmasındaki farklılıklar, bu sıralanışta alt ayırımların farklı oluşları, ürünlerin tanımı ve tarifelerine dayalı sınıflandırmalar, vb.) giderilerek, ortak ilkeler doğrultusunda hazırlanacak bir nomanklatür kullanılması amaçlanmıştır.

Ortak Dünya Nomanklatürünü oluşturma çabaları, uluslararası ticaret sürecini kolaylaştırmak amacını taşımaktaydı. Bu çabalar, sonuç̧ olarak, zaman zaman tarife ve istatistik amaçları için de kullanılan nomanklatürlerin yapılmasına neden olmuştur.

1913 yılında Brüksel’de yapılan ikinci Uluslararası Ticari İstatistik Konferansında, ilk tek tip istatistik nomanklatürü uluslararası sözleşmeyle onaylanarak 29 ülke tarafından 31 Aralık 1913 tarihinde kabul edilmiştir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Dünya konjonktüründe kendini gösteren gelişmeler, batılı uluslarca serbest ticarete duyulan arzu ve ekonomik yapının yeniden oluşmasına yönelik hamleler, gümrük tarifelerinin standardizasyonu için uygun ortamı yaratmış̧ ve bu anlamda bir kez daha uluslararası ortak bir gümrük nomanklatürünün hazırlanmasına ihtiyaç̧ duyulmuştur.

Sonuçta, 1949 yılında hazırlanan taslak, yeniden gözden geçirilerek kısaltılmış̧ ve basitleştirilmiş̧ olarak Gümrük Tarifelerinde Mal Sınıflandırma Nomanklatürüne ilişkin 15 Aralık 1950 tarihli Brüksel Sözleşmesi’nin (Konvansiyonu) özünü oluşturmuş ve 11 Eylül 1959 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yürürlüğe giren Nomanklatür 1974 yılına kadar Brüksel Nomanklatürü (Gümrük İşbirliği Konseyi Nomanklatürü) olarak anılmıştır.

ABD ve Kanada gibi bazı ülkeler ise Gümrük İşbirliği Konseyine üye olmakla birlikte, Nomanklatür sözleşmesine taraf olmamışlar ve BM tarafından geliştirilen Uluslararası Standart Ticaret Sınıflandırması Nomanklatürü’nü (STIC) uygulamışlardır.

Böylece iki farklı nomanklatür ortaya çıkmıştır. Bazı ülkelerin Gümrük İşbirliği Nomanklatürü’nün uygulamaları, ABD ve diğer bazı ülkelerin ise Uluslararası Standart Ticaret Sınıflandırmasını kullanmaları uluslararası ekonomik ilişkilerde güçlükler oluşturmuştur. Bu nedenle ortak bir Armonize Mal Tanımı ve Kodlama Sistemi’nin oluşturulmasının uluslararası ticaretin gelişmesi için zorunlu olduğuna karar verilmiştir.

1981 yılında tamamlanan Armonize Sistem Nomanklatürü Avrupa Toplulukları da dahil olmak üzere 41 ülke tarafından 01.01.1998 tarihinden itibaren uygulamaya konulmuştur.

Bugün Armonize Mal Tanımı ve Kodlama Sistemi’ne ilişkin Uluslararası Sözleşme’ye 130 ülke taraftır. Ayrıca 74 ülke de Sözleşmeye taraf olmadan bu sistemi takip etmektedir. Ülkemiz 1 Ocak 1989 da yürürlüğe giren 10 Kasım 1988 tarih 3501 sayılı Kanunla söz konusu Nomanklatürü kabul ederek Gümrük Tarife Cetvelimizin hazırlanmasında esas almıştır.

Bunu takiben, 01.01.1996 tarihinden itibaren Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne dahil olması nedeniyle Gümrük Giriş Tarife Cetvelinde, Armonize Sistem Nomanklatürüne dayılı olarak AB Kombine Nomanklatürü esas alınarak 12 rakamlı Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu uygulamasına geçilmiştir.

Görüleceği üzere, bu dönemde tarife açısından oldukça önemli gelişmeler yaşanmış ve ortak bir tarife pozisyonunun oluşturulması bu dönemin sonunda gerçekleştirilmiştir.

1.2. Eşyanın Gümrük Kıymetine İlişkin Gelişmeler

Uluslararası alanda ortak bir kıymet tanımına yönelik ilk çaba, Havana’da yapılan görüşmelerde ortaya çıkan Uluslararası Ticaret Örgütü (ITO) tasarısı çerçevesinde gündeme gelmiştir. Ancak bu girişim, tasarının ABD parlamentosu tarafından onaylanmaması nedeniyle başarısızlığa uğramıştır.

1947 yılında imzalanan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması’nın (GATT) önemi, ortak bir kıymet tanımına ulaşma yönündeki çabaların ilk somut sonucunun yansıdığı metin olmasıdır. Söz konusu anlaşmanın VII nci maddesi, ithal eşyasının gümrük kıymetinin belirlenmesi ile ilgilidir.

Söz konusu metin incelendiğinde görüleceği üzere burada “ithal emtianın gümrük kıymetine bu emtianın veya emsali emtianın üzerinden vergi tarh edilecek gerçek kıymeti esas alınır” denilerek bir tanım yapılmaya çalışılmıştır. Bu tanım aslında tam bir tanım değil, uygulamada ortaya çıkabilecek farklı tanımların sınırlarını çizen genel bir çerçevedir. Bu düzenlemenin amacı, kıymet uygulamalarının tarife dışı bir engel olarak kullanılmasının engellenmesini teminen keyfi ve fiktif gümrük kıymetlerinin uygulanmasını önlemek ve ithal eşyasının gümrük kıymetinin gerçek kıymete, yani eşyanın tam ve serbest rekabet koşulları altında satıldığı veya satışa arz edildiği fiyata dayandırılmasını sağlamaktır.

GATT’ın kabul edilmesi ile birlikte, gümrük kıymeti konusunda iki farklı tanım ortaya çıkmıştır: Ortak Pazar ülkeleri tarafından hazırlanan ve Brüksel Kıymet Sözleşmesi ile ortaya konulan normatif esasa dayalı Brüksel Kıymet Tanımı ve başta ABD olmak üzere bazı ülkelerin uyguladığı pozitif esaslı kıymet tanımı.

Normatif tanımda, ithal eşyasının belirli koşullarda edebileceği varsayılan fiyatı, yani ticari işlemde fiilen ortaya çıkan değil, çıkabileceği varsayılan fiyat esas alınmaktaydı. Pozitif tanımda ise eşyanın ticari işlemde fiilen ortaya çıkmış olan gerçek kıymeti değerleme temeli olarak kabul edilmekteydi.

Uygulama farklılığı, GATT’ın VII nci maddesinin farklı yorumlanmasından kaynaklanmaktaydı. Bunun üzerine, yorum farklılıklarını gidererek bir sonuca ulaşılması için bir çaba harcanmaya başlandı. Çünkü kıymet tespit amacıyla yapılan bazı uygulamaların uluslararası ticaret üzerinde olumsuz etki yarattığı, hatta tarife dışı engel olarak kullanıldığı görülmüştür.

Bu çabalar, 1979 yılında tamamlanan Tokyo Raund Çok Taraflı Ticaret Görüşmelerinde sonuç vermiş ve ortaya GATT’ın VII nci Maddesinin Uygulanmasına Dair Anlaşma çıkmıştır. Bu anlaşma  “GATT Kıymet Anlaşması” ve “Cenevre Kıymet Tanımı” olarak da anılır.

Başlangıçta, 1981 yılından itibaren sadece gelişmiş ülkeler tarafından (ABD, Batı Avrupa ülkeleri…) kabul edilen bu Anlaşma, zaman içinde, bir çok gelişmekte olan ülke tarafından da kabul edildi. Ancak yine de bu ilk dönemde Anlaşma çok yaygın bir uluslararası kabul görmemiştir.

1994 yılında sonuçlanan ve Dünya Ticaret Örgütünün kurulması ile sonuçlanan Uruguay Raund sonunda ise, bu anlaşma (teknik hükümleri aynı kalarak) DTÖ Kıymet Anlaşması halini almıştır. Şu anda, mezkur anlaşma bir çok ülke tarafından kabul edilmiştir ve DTÖ’nün temel anlaşmalarından biri olması nedeniyle üyelerinin uygulaması zorunlu bulunduğundan çok yaygın bir kabul görmüştür.

Türkiye, “Brüksel Kıymet Sözleşmesi’ni” 1955 yılında yürürlüğe giren 6449 sayılı Kanun ile uygulamaya başlamıştır. Daha sonra yukarıda belirtilen gelişmelere paralel olarak Türkiye, Brüksel Kıymet Sözleşmesi’nden fiilen 1987 yılında çekilmiştir. Cenevre Kıymet Sözleşmesi ise 1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanmış, bu Kararı uygun bulan Kanun ise 1988 yılında yürürlüğe girmiştir.

Söz konusu sözleşmenin fiili uygulamasına 5 yıllık erteleme hakkının kullanımı ve bazı gecikmelerden dolayı ancak 1994 yılında geçilebilmiştir.

1.3. Eşyanın Menşeine İlişkin Gelişmeler

Farklı ülkelerden gelen ürünlerin uygulamada farklı muameleye tabi olması, menşe kurallarına ihtiyacın doğmasına neden olmuştur. Ticarete konu malların tabi olduğu uygulamalar çeşitlendikçe, ürünlerin menşeinin belirlenmesi, farklılaşmış̧ menşe kuralı uygulamalarının varlığı yüzünden gittikçe daha karmaşık ve zahmetli bir iş haline gelmiştir.

Geçmişe bakıldığında, menşe kuralı uygulamalarının eşzamanlı olarak başlamadığını görüyoruz. 1910 tarihli bir Fransız yasasının, hükümete Birleşik Devletler ve Porto Riko menşeli bal, kahve, kakao, bakır, nikel ve tarım makinesi gibi bazı ürünlerin ithalatında taviz uygulaması için yetki verdiğini görüyoruz. Ancak bu düzenlemede, ürünlerin Birleşik Devletler’de ya da Porto Riko’da üretilip üretilmediğini saptamaya yarayan ölçütler bulunmamaktaydı.

Benzer bir uygulama, Britanya İmparatorluğu tarafından yürürlüğe konulmuş̧ olan 1919 Maliye Kanunu’nda  (Finance Act) görülmektedir. Bu kanuna ekli cetvelin ikinci sütununda yer alan ve İmparatorluk topraklarında yetiştirilen, üretilen veya imal edilen ürünlere indirilmiş̧ oranlar uygulanmıştır. Kanunun dikkati çeken yanı, ürünlerin İmparatorluk toprakları içinde üretilip üretilmediğini sınayan ölçütlere de, yani menşe kurallarını da yer verilmiş olmasıdır. Buna göre, değerinin Ticaret Kurulu’nca saptanmış̧ belli bir oranı, Britanya İmparatorluğu’nda gerçekleştirilen işçiliğe tekabül etmeyen ürünler, İmparatorluk’ta üretilmiş̧ kabul edilmemiştir.

ABD’nin 1930’da Filipinler ve Porto Riko’ya tercih tanıyan özel uygulamasına ise, aynı tarihli tarife Kanununda rastlanır. Bu Kanun Filipinler ya da ABD girdilerinden veya bunların bileşiminden üretilmiş̧ Filipin ürünlerinin, toplam kıymetlerinin %20’si oranında yabancı menşeli girdi kullanılmış̧ olmasına izin vererek ve ödenmiş̧ gümrük vergilerinin iadesini de yasaklayarak ABD’ye vergisiz ithal edilmesine cevaz vermiştir.

Görüldüğü üzere, geçmişte menşe kurallarının sadece gerektiği zaman kullanılmasını ya da bunların bir örnek bir şekilde oluşturulmasını garanti eden bir mekanizma da bulunmamaktaydı. Aksine, yıllar boyunca hükümetler tarafından, dış̧ ticaret akışını kendi lehlerine çevirmek için farklı kurallar uygulamaya konulmuştur. Tercihli ticaret alanlarının zorunlu kıldığı, farklı kaygılarla oluşturulmuş̧ farklı kurallarla da durum gittikçe daha girift hale gelmiştir. Menşe kurallarını bir örnek hale getirme konusundaki ilk çabalar, GATT’ın ilk toplantılarında gündeme gelmiş̧, ancak konu ulusal gümrük idarelerinin direnişi ile karşılaşmıştır.

Menşe kurallarının belli standartlara oturtulması, böylece korumacı bir politik araç olarak kullanılmalarının önüne geçilmesi çabalarının başında ilk olarak 1973 tarihli Kyoto Sözleşmesi gelmektedir. Kyoto Sözleşmesi tercihli ya da tercihsiz menşe kuralları ayrımına gitmemiş̧, zımni bir şekilde tercihli menşe kurallarına ilişkin düzenlemelerde bulunmuş̧ ve bunları belli başlı üç kategoride toplanacak şekilde sınıflandırmıştır. Bu sınıflandırmanın temelinde ise üretimde kullanılacak girdilerin esaslı bir işlem ve işçilikten geçmiş olmaları koşulu bulunmaktadır.

1.4. Kyoto Sözleşmesi ve Öngörülen Basitleştirmeler

GATT ile birlikte Gümrük vergilerinin indirilmeye başlanması ve tarife, kıymet ve menşe konusundaki uluslararası gelişmeler sonrasında artan ticaret hacmi ile birlikte gündeme, gümrük işlemlerinin basitleştirilmesi ve uyumlaştırılması konusu gelmiştir. Bu konudaki en önemli gelişme DGÖ (Gümrük İşbirliği Konseyi) bünyesinde gerçekleştirilen çalışmalardır. Bu çalışmalar sonucunda, 1973 yılında Gümrük İşlemlerinin Basitleştirilmesi ve Uyumlaştırılmasına İlişkin Uluslararası Kyoto Sözleşmesi imzalanmış ve 1974 yılında yürürlüğe girmiştir.

Kyoto Sözleşmesi iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm enstrümanların uygulanmasına ilişkin genel önerilerin belirtildiği 19 maddeden, İkinci bölüm ise 31 adet Ek’ten oluşmaktadır. Eklerin her biri belirli bir gümrük işlemine ayrılmıştır. Bir ek’in uygulamaya girmesi için beş ülke tarafından kabul edilmesi gerekmektedir. Her ek kullanılan temel gümrük terimlerine ilişkin tanımlardan ve ilgili işlemlerin uygulanmasına ilişkin kurallardan oluşmaktadır. Bu öneriler üç ayrı formdadır. Standartlar ulusal mevzuatın basitleştirilmesi ve uyumlaştırılması için zaruri olduğu düşünülen genel uygulamaları içermektedir. “Tavsiye Uygulamaları” gümrük işlemlerinin basitleştirilmesi ve uyumlaştırılması için gümrük idaresinin yapısının geliştirilmesine yönelik önerileri kapsamaktadır. “Notlar” kısmında ise uygulanabilecek standartlar ve tavsiye edilen uygulamalar yer almaktadır.

Sözleşme ile akit tarafları, beyanname verilmesinden önceki gümrük formalitelerinde, eşyanın geçici olarak depolanmasında, ticari amaçla kullanılan taşıma araçlarına uygulanacak gümrük formalitelerinde, ithalatta, gümrük antrepolarına ve acil sevkiyata ilişkin işlemlerde gümrük uygulamalarının basitleştirilmesi ve ahenkleştirilmesini kabul etmişlerdir. Ancak, bu dönemde uluslararası ticaret, taşımacılık ve yönetim tekniklerinde meydana gelen radikal değişikliklere ve öte yandan orijinal sözleşmede gümrük işlemlerinin dünya genelinde basitleştirilmesi ve uyumlaştırılması da tam anlamıyla sonuçlandırılamamıştır.

Bununla birlikte ilk defa uluslararası bir belgede basitleştirmeye ilişkin bazı temel ilkelere yer verilmesi oldukça önemli bir gelişme olmuştur. Makale amaçları doğrultusunda burada sadece Kyoto Sözleşmesinde yer alan ve basitleştirme açısından oldukça önemi görülen bazı genel ilkelere yer verilmiştir.

Buna göre Sözleşme, beyanname verilmesinden önceki aşama ile ilgili olarak, uluslararası ticaretin aksamaması için alınan önlemlerin asgariye indirilmesini, taşıyıcı tarafından tamamlanması gereken formalitelerin olabildiğince basitleştirilmesini ve bunlarla ilgili bilgilerin ilgili herkes tarafından kolaylıkla temin edilebilmesini düzenlemiştir.

Yine Sözleşme’de, geçici olarak depolanacak eşya ile ilgili olarak tamamlanması gereken gümrük formalitelerinin basitleştirilmesi ve sadeleştirilmesi ile ilgili olarak da düzenlemelerde bulunulmuştur. Bu düzenlemelere; teminat tutarının ödenebilir ithal vergi ve resimleri göz önüne alınarak mümkün olduğunca düşük tutulması, ulusal mevzuat geçici depolama için bir zaman sınırı öngörüyor ise, bu süre, ithalatçının eşyayı bir gümrük rejimine tabi tutabilmesi için gerekli formaliteleri tamamlayabilmesine olanak tanıyacak bir süre olması, belirlenen zaman sınırının kullanılan taşıma şekline göre değişebileceği ve deniz yolu ile ithal edilen eşya için bu sürenin daha fazla olabileceği, geçerli sayılacak nedenlerle gümrük idareleri başlangıçta tespit edilen süreyi de uzatabileceği gibi örnekleri verebiliriz.

Sözleşme, ticari amaçla kullanılan taşıma araçlarına uygulanacak gümrük formalitelerine ilişkin olarak gümrük formalitelerinin mümkün olduğunca hızlı bir şekilde yapılmasının önemini vurgulayarak, mevcut formalitelerin de mevzuat çerçevesinde en aza indirilmesi gerektiğini hüküm altına almıştır. Buna göre uygulanacak gümrük formalitelerinin, bu araçların kayıtlı oldukları ülkeye veya sahiplerine bakılmaksızın, kalkış veya varış ülkeleri göz önüne alınmadan eşit olarak uygulanacağı ve bu araçların, yüklü olsun veya olmasın ithal vergi ve resimlerinden şartlı muaf olarak ve ithal yasak ve kısıtlamalarına tabi olmaksızın, gümrük hattına geçici olarak kabulüne izin verileceği de düzenlenmiştir.

Sözleşme, beyannamenin verilmesi, beyanın tevsikine yarayan belgelerin ibrazı ve gerekli ithal vergi ve resimlerinin ödenmesi konusunda mümkün olduğunca sadeleştirme ve basitleştirme öngörmektedir. Bu düzenlemelerden bazılarına örnek olarak; ithalat beyannamesine ilişkin verilecek sürenin belirlenmesi, eşyanın aynı kişi tarafından sık sık ithal edildiği hallerde, gümrük makamları belirli bir süre için bu kişi tarafından yapılan tüm ithalatı kapsayan bir tek beyanname vermesi, beyannamenin kontrolünün tescilden sonra en kısa zamanda sonuçlandırılması,  eşyanın diğer yetkili makamlar tarafından da kontrol edilmesi gerektiği takdirde, gümrük, muayenesini mümkün olduğunca diğer yetkili makamların kontrolü ile aynı zamanda gerçekleştirilmesi, sürekli olarak ithal amacıyla gümrükten eşya çeken kişilere, faiz yüklenmeksizin, ithal vergi ve resimlerinin ödenmesinde erteleme izni verilmesi gösterilebilir.

Sözleşme, antrepo işlemlerine ilişkin olarak da mümkün olan en fazla sadelik ve basitleştirmeyi öngörmektedir.  Buna göre gümrük antrepolarının bütün ithalatçılara açık olması, gümrük antrepolarının, gümrük makamları, diğer makamlar, özel veya tüzel kişiler tarafından işletilebilmesi, ithal eşyasının genel antrepolara koyma hakkının sadece ithalatçılara değil diğer kişilere de tanınması, belli bazı kişilerin sadece kendi kullanımlarına ayrılmış gümrük antrepolarına olanak tanınması, gümrük makamlarınca global teminatının kabul edilmesi, gümrük makamlarının antreponun yeterli derecede gümrük gözetimi altında olduğu ve özellikle gümrük kilidinin bulunduğu durumlarda teminat isteminden feragat etmesi,  antrepolarda bulunan eşyanın elleçleme işlemine tabi tutulmasına izin verilmesi gibi hususlar sözleşmede yer almıştır.

Ülkemiz Kyoto Sözleşmesi ve 6 adet Eki’ne 27.09.1994 tarih ve 4035 sayılı Kyoto Sözleşmesine Katılımın Uygun Bulunduğu Kanun ile taraf olmakla beraber bazı maddeler çekinceler koymuştur.

CUSTOMS 2.0 DÖNEMİ

Customs 2.0 diye adlandırdığımız dönemde tarife ve kıymet konusunda gümrük idarelerinin uygulamaları açısından önemli bazı gelişmeler yaşanırken menşe konusunda çok fazla bir ilerleme sağlanamamıştır. Yine basitleştirmeler açısından Kyoto Sözleşmesine katılımın istenilen düzeyde olmaması nedeniyle sözleşme gözden geçirilerek yeniden düzenlenmiştir. Bu döneme özelliğini veren en önemli hususun, bazı gümrük idarelerinin belirlediği kriterleri sağlayan firmalara kolaylaştırmalar sağlanması ve eşyanın gümrük kontrollerinin risk analizine göre sonradan kontrol edilmesi olduğunu söyleyebiliriz.

2.1. Eşyanın Tarifesine İlişkin Gelişmeler

Customs 1.0 döneminde tarife alanında çok büyük bir ilerleme sağlanarak ortak bir nomanklatürün oluşturulması başarılmıştır. Tarife açısından ikinci dönemde gerçekleştirilen ilerlemeler bölgesel birlikler bazında ya da ülke içinde uygulanan ticaret politikalarına ilişkin gelişmelerin tarife bazında izlenmesinin sağlanması olmuştur.

Bilindiği üzere, Gümrük Birliği’nin en temel özelliği, üye ülkelerin kendi aralarındaki ticarette hiçbir şekilde miktar ve gümrük vergisi kısıtlamalarının bulunmaması ve üçüncü ülkeler ile ticaretlerinde de ortak bir gümrük tarifesi uygulamaları olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, takip edilecek ticaret politikaları da ortak belirlenmektedir. Nitekim Avrupa Birliği için, diğer ülkelerle gümrük birlikleri veya serbest ticaret anlaşmaları yapılması, ortak ticaret politikalarının tespiti hep Topluluk düzeyinde gerçekleşmektedir. Bu amacın gerçekleştirilmesi için oluşturulan ve sürekli yenilenip ihtiyaca göre değiştirilen yasal mevzuat, kapsamı ve ayrıntıları itibari ile devasa boyutlardadır. Bu durum, ortak ticaret politikasının takip edilebilmesi adına büyük kolaylık sağlaması yanında önemli bir riski de beraberinde getirmektedir ki; o da yanlış̧, eksik, yeknesak olmayan uygulamaların ortaya çıkabilme tehlikesidir.

Bu potansiyel sorunun çözümüne ilişkin olarak, sürekli yenilenen ve değiştirilen mevzuatın yorumlanması, kodlanması ve dağıtımının tek merkezden yapılması bir zorunluluk olmuştur. İşte bu zorunluluğun altında TARIC’in yapılış amacı yatmaktadır. Zira TARIC en basit anlatımı ile; Topluluğun ortak tarife ve ticaret mevzuatının derlenmiş ve de özgün ve yeknesak bir şekilde kodlanmış halini ifade etmektedir. Uygulama ve yönetimi ise DG TAXUD tarafından işletilen merkezi bir veri tabanı vasıtası ile olmaktadır. TARIC adı altında tanımlanan bu yeni sistem, tüm Topluluk dış ticaret mevzuatına ilişkin hüküm ve ticaret önlemlerinin bir araya getirildiği Topluluk Entegre Tarifesi olarak adlandırılmıştır.

Eşya kodları 10 basamaklı olarak yapılandırılmıştır. Topluluk, 6 basamaklı Armonize Sistem kodlarına iki basamak daha ilave ederek, 8 basamaklı Kombine Nomanklatürü (CN) açılımlarını oluşturmuştur. CN her yıl itibari ile revize edilerek Ekim ayı sonuna doğru Resmi Gazete yayınlanarak, 1 Ocak itibariyle yürürlüğe girmektedir.

Kombine Nomanklatürün (CN) Topluluk tarife ve ticari mevzuatlarını eksiksiz şekilde karşılayacak ayrıntıda olmaması sebebiyle, CN’nin 8 basamaklı açılımlarına 2 basamak daha ilave edilerek 10 basamaklı TARIC kodları oluşturulmuştur. 2 basamak ilaveli TARIC kodları “99”a kadar gidebilmektedir ve CN alt pozisyonu altında açılım yapılmadığı takdirde kod “00” ile sona ermektedir. Yasal ihtiyaçlara binaen yeni kodların açılması her zaman mümkündür. Bu şekilde oluşan 10 basamaklı yapıyı (ilave TARIC Ek Kodu ile birlikte) aşağıda yer alan tablo ile özetleyebiliriz:

AS FASIL 1 2
AS POZİSYONU 1 2 3 4
AS ALT POZİSYONU 1 2 3 4 5 6
CN ALT POZİSYONU 1 2 3 4 5 6 7 8
TARIC ALT POZİSYONU 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
EK TARIC KODU 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14

TARIC, büyük kısmı aşağıda belirtilen önlemlerden kaynaklanan 18.000 civarında ileri seviyede (iki ek rakam veya bir ek kod ile kodlanmış̧) alt bölümler ihtiva etmektedir. Bunlar: 1. Şartlı vergi muafiyetleri, 2. Tarife kotaları, 3. Tercihli tarife uygulamaları (kotalar ve tavanlar dahil), 4. Gelişmekte olan ülkelere uygulanan genelleştirilmiş̧ tercihleri sistemi (GTS) 5. Anti-damping ve fark giderici vergiler, 6. Fark giderici vergiler, 7. Tarımsal kısımlar (işlenmiş̧ tarım ürünleri), 8. Birim Kıymetler (bazı çabuk bozulur eşya için dönem kıymetleri) 9. Minimum fiyatlar ve referans fiyatları, 10. İthalat yasaklamaları, 11. İthalat kısıtlamaları, 12. İthalat gözetimleri, 13. İspanya için tamamlayıcı ticaret mekanizması, 14. İhracat yasaklamaları, 15. İhracat kısıtlamaları, 16. İhracat gözetimleri ve 17. İhracat vergi iadeleri.

Söz konusu özellikleri itibariyle TARIC, dış ticaret ile uğraşan kişilere ticaret politikası önemlerine uyum konusunda önemli bir rehber olma özelliği taşımaktadır. Ülkelerin artan dış ticaret hacimleri ile birlikte uygulanan dış ticaret politikalarının da oldukça karmaşıklaşması tarife bazlı geliştirmelerin yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu açıdan TARIC benzeri uygulamalar, AB dışında yer alan ülkeler içinde oldukça faydalı olabileceği değerlendirilmektedir.

2.2. Eşyanın Gümrük Kıymetine İlişkin Gelişmeler

Ortaya çıkışında gelişmiş ülkelerin etkili olduğu Kıymet Anlaşması, bu ülkeler tarafından büyük güçlük yaşanmadan uygulamaya konulabilmiş, ancak gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin kıymet anlaşmasının etkin bir şekilde uygulanması konusunda endişeleri olmuştur.

Anlaşmanın etkin bir şekilde uygulanabilmesi; gelişmiş bir ekonomik alt yapı, yeterli bir hukuki alt yapı, yerleşmiş bir kayıt sistemi ve etkili denetim mekanizmalarının bulunmasını gerektirmekteydi. Oysa gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde; kayıt sisteminin yerleşmemiş olması ve bunun sonucu olarak denetim imkanının kısıtlılığı, kayıt dışının yaygınlığı, ekonomik aktörlerin genel olarak küçük ölçekli olması, ekonomik ve hukuksal alt yapının yetersizliği gibi pek çok handikapları bulunmaktaydı.

Buna karşın, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler, gerek teşvik/baskı gibi nedenlerle, gerekse de dünya ekonomisine ve uluslararası kuruluşlara entegre olabilmek için, GATT eki anlaşmalardan biri olan GATT kıymet anlaşmasını, erteleme haklarının bitiminden sonra da olsa uygulamaya koymak durumunda kalmışlardır.

Birçok ülke DTÖ’ne 1995 ile 2000 yılları arasında katılmış olmakla birlikte, 10-15 yıl sonra dahi söz konusu ülkelerin çoğu Anlaşmayı uygulamada sorunlarla ve güçlüklerle karşılaşmaya devam etmiştir. Afrika Raporu Komisyonunda (Mart 2005) “DTÖ Gümrük Kıymeti Anlaşması (sınır gümrük reformu dahil) birçok ülke tarafından imzalanmış olmasına rağmen, hiçbir zaman anlaşmanın ruhu içinde yürütülememiştir.

Customs 2.0 dönemi daha çok ülkelerin kıymet anlaşmasını uygulamaya yönelik çalışmaları ile geçmiştir. Bu kapsamda özellikle DGÖ daha çok gümrük kıymetinin etkin kontrolü ile ilgili olarak çeşitli çalıştay ve forumlar gerçekleştirmiştir. Yapılan çalışmalar kapsamında, bugün gümrük kıymetinin etkin kontrolü denildiğinde;

  1. Risk temelli bir kıymet kontrol programında ithalatçıların risk profillerinin belirlenmesi,
  2. Risk yönetiminin bir aracı olarak kıymet veri tabanının oluşturulması ve kullanımı,
  3. Sevkiyat öncesinde, ithalat sırasında ve ithalat sonrasında yapılacak kıymet kontrollerinde bunlar arasındaki dengenin sağlanması,
  4. Beyan edilen kıymetin doğruluğuna ve gerçekliğine ilişkin şüphelerin bulunduğu hallerde üye ülkelerce izlenmesi gereken usullerin belirlenmesi,

Anlaşılması gerekmektedir.

Artan ticaret hacmi karşısında risk bazlı kıymet kontrolü yapılmasına yönelik alt yapının oluşturulması ile kontrolde takip edilecek prensiplerin belirlenmesi günümüz gümrük idarelerin en temel sorunlarından birini oluşturmaktadır. Yine artan ticaretin çok büyük bir kısmının “Çok Uluslu Şirketler” tarafından gerçekleştirilmesi de (ki bazı kaynaklarda uluslararası ticaretin %70’inin bu şirketler tarafından gerçekleştirildiği belirtilmektedir) kıymetin tespitinde gümrük idarelerine önemli görev ve sorumluluk yüklemiştir. Özellikle, ilişkili kişiler arasındaki fiyatın (transfer fiyat olarak adlandırılmaktadır) sadece gümrük kıymeti açısından değil yurt içinde ödenecek kurumlar vergisi matrahının tespiti açısından da önemli olması, hem gümrük hem de vergi idarelerinin kıymet belirleme yöntemlerinin uyumlaştırılmasını sağlama konusunda çalışma yapmalarını gerekli kılmıştır. Ancak bu konuda yeterli ilerlemenin sağlandığını söylemek mümkün değildir. DGÖ ve OECD tarafından gerçekleştirilen çalıştaylarda bu konu üzerinde bazı çözüm önerileri sunulmakla beraber hala alınacak uzun bir yol olduğu görülmektedir. Bugün sadece vergi idareleri tarafından düzenlemiş APA’ların (Peşin Fiyatlandırma Anlaşmaları –bağlayıcı kıymet bilgisi) Gümrük İdarelerince dikkate alınması konusu gündemdedir. Kanımızca bu konunun çözümünde her iki idarenin ortak bağlayıcı kıymet bilgisi vermesi önemli bir adım olacaktır. Zaten DTÖ, gümrük kıymeti alanında bağlayıcı kıymet bilgisi verilmesini hususunda tüm üye ülkeleri teşvik etmektedir. Bugün dünyada çok az ülkede gümrük idareleri (ABD, Avustralya, Güney Kore vb) gümrük kıymeti konusunda bağlayıcı bilgi verebilmesine karşın önümüzdeki yıllarda bu sayının oldukça hızlı bir şekilde artacağı değerlendirilmektedir.

2.3. Eşyanın Menşeine İlişkin Gelişmeler

Daha önce belirtilen bu ilk harmonizasyon girişiminin ardından öncekinden daha ileri düzeyde bir sistematik öngören DTÖ çalışmaları gelmiştir. 1994 yılında oluşturulan Menşe Kuralları Anlaşmasında menşe kurallarının ticaretin önünde bir engel olarak kullanılmasının önüne geçecek şekilde şekillendirilmesi yönünde hükümlere yer verilirken, tercihli olmayan menşe kurallarının harmonize edilmesi amacıyla orta vadeli bir süreç üzerinde de mutabakat sağlanmış̧, üç yıl içinde tamamlanması öngörülen bir çalışma programı hazırlanmış̧ ve bu çalışmayı yürütmek üzere bir Teknik Komite oluşturulmuştur.

Oldukça ileri düzeyde ve sistemli olarak nitelendirilebilecek çalışmalar, konunun karmaşıklığı yüzünden tamamlanması planlanan süre içinde tamamlanamamıştır. DTÖ’nün resmi internet sitesinde bu konudaki çalışmaların sürdüğü ve tamamlanmasının ardından oluşturulacak metnin Menşe Kuralları Anlaşmasının bir eki olarak düzenleneceği ifade edilmektedir.

Aslında, tercihsiz menşe kurallarındaki söz konusu tartışmalar, tercihli menşe kurallarındaki farklılıkların yansıması olarak değerlendirilebilir. Ülkeler ekonomilerinin hassasiyetleri, bürokrasiye getirdiği yük, ilgili sektörlerin lobi faaliyetleri vb. hususları göz önüne alarak kendi menşe kurallarını oluşturmaktadırlar. Söz konusu menşe kuralları birer ticaret politikası aracı olarak kullanılmakta ve STA’lar ile tanınan tavizleri potansiyelin altına düşürmektedir. Bu durum STA’ların politik olarak kabul edilebilirliğini de arttırmaktadır. Dolayısıyla ilgili sektör lobileri kuralların değişmesine engel olabilmektedir. Örneğin Dünya ticaretinde gerçekleşen değişikliklere rağmen Topluluk tarafından PAAMK menşe protokolünde kullanılan liste kuralları ile 1970’lerde oluşturulan ve EFTA ülkeleri ile yürütülen anlaşmaların liste kuralları arasında büyük benzerlikleri bulunmaktadır.

AB, Topluluk bünyesinde uygulanmakta olan tercihli menşe kuralları için benzer girişimlerde bulunmuştur. 2004 yılında Avrupa Komisyonu tarafından düzenlenen Yeşil Kitap’ta (Green Paper), mevcut menşe kurallarının küresel piyasalardaki üretim süreçlerine uygun yapıda olmadıkları, geçmiş dönemlerin korumacı politika araçlarını temsil ettikleri, yeni üretim süreçlerine ayak uyduramadıkları, çok karışık ve katı nitelikler taşıdıkları gibi olumsuz özellikleri sıralandıktan sonra, bu olumsuzlukların bertaraf edilebilmesi için nasıl çözümler üretilebileceğine ilişkin görüşlere yer verilmiştir.

2.4. Revize Kyoto Sözleşmesi ve Öngörülen Basitleştirmeler

Gümrük İşlemlerinin Basitleştirilmesi ve Uyumlaştırılması ile ilgili Uluslararası Sözleşme 1974 yılında yürürlüğe girmiştir. Ancak, uluslararası ticaret, taşımacılık ve yönetim tekniklerinde meydana gelen radikal değişikliklere ve öte yandan orijinal sözleşmede gümrük işlemlerin dünya genelinde basitleştirilmesi ve uyumlaştırılmasının da tam anlamıyla sonuçlandırılamamış olmasından dolayı, Kyoto Sözleşmesinin gözden geçirilerek değiştirilmesi zorunlu bir hal almıştır. Diğer taraftan, orijinal sözleşmenin eklerine çok az sayıda ülke taraf olması ve bu ülkelerin çoğunun da kabul ettikleri eklere çekinceler koyması da sözleşmenin revize edilmesinin nedenleri arasında yer almaktadır. Bu nedenlerle Kyoto Sözleşmesi 1999 yılında gözden geçirilmiştir.

Orijinal Sözleşmenin tüm maddeleri ve eklerinde yer alan hükümleri, iş dünyası ve gümrük idarelerinin gereksinimlerini karşılayacak ve modern gümrük işlemlerini yansıtacak şekilde güncelleştirilmiştir. Sözleşmeye bu kapsamda yeni hükümler eklenmiş ve gümrük idarelerinin farklı fonksiyonları arasında denge oluşturacak modern yöntemleri içeren yeni kısımlar eklenmiştir. 3 Şubat 2006 tarihinde yürürlüğe giren Sözleşme, 21. yüzyılda gümrük işlemlerinin modern ve etkili, uluslararası ticaretin de öngörülebilir ve etkili olması için yedi temel prensip içermektedir.

Bunlar; gümrük işlemlerinin modernizasyonu, gümrük işlemlerinde şeffaflık, ilgili taraflara bilgi verilmesi, risk yönetimi ve bilgi teknolojilerinin kullanımı, gümrük idaresinin diğer kurumlar ve iş dünyası ile işbirliği, uluslararası standartların kullanılması, itiraz ve temyiz usullerinin kolay olması prensipleridir.

Bu prensiplere göre, gümrük işlemlerinin basitleştirilmesi ve uyumlaştırılması, bu işlemlerin modern, öngörülebilir, tutarlı ve şeffaf olmalarını gerektirmektedir. Bu şekilde gümrük işlemlerinde etkinlik artırılacaktır. Gümrük işlemlerinin iyileştirilmesi için modern teknikler (risk yönetimi gibi) ve bilgi teknolojileri kullanılmalıdır. Ayrıca, gümrük işlemleri ile ilgili bilgi alışverişinin de kolaylaştırılması gerekir. Gümrük idareleri aynı zamanda diğer gümrük idareleri, diğer kamu kurumları ve özel sektörle işbirliği yapmalıdır. Son olarak, bir sorun olması durumunda itiraz ve temyiz usullerinin kolay ulaşılabilir olması gerekmektedir.

Çalışmanın kapsamı açısından burada sadece revize Kyoto Sözleşmesinde yapılan basitleştirmeler ile önemli gördüğümüz düzenlemelere yer verilmiştir.

Sözleşme ile ilgili ilk olarak, gümrükçe geçerli sayılacak nedenlerle geçici veya eksik bilgi ile gümrük beyannamesi verilebilmesi hususu düzenlenmiştir. Böylelikle eksik bilgi bulunması halinde, gümrük işlemlerinin gerçekleşmesine engel olmayarak ticaretin hızlı bir şekilde yapılması hedeflenmiştir.

Sözleşmede ikinci bir basitleştirme olarak gümrük idaresinden, gümrük beyannamesinde yer alması gereken bilgileri sadece vergi ve resimlerin tahsili ve tahakkuku, istatistiklerin derlenmesi ve gümrük mevzuatının uygulanması için gerekli gördükleri hususlarla sınırlı tutması istenirken bunun yanında gerekli olmayan bilgilerin yükümlülerden talep edilerek ticarete engel olunmaması benimsenmiştir.

Sözleşmedeki bir diğer husus, tevsik edici belgelerin ve eşyaya ilişkin beyannamelerin elektronik yollarla yapılmasına da gümrük idarelerince izin verilmesidir. Bu durum ticaretin daha hızlı yapılması için gümrük idarelerinin modernize olması gerektiği konusunda bir ilkenin benimsendiği anlamına gelmektedir.

Yine, Sözleşmede gümrük idarelerinin mevzuat gereklerine riayet etme hususunda uygun bir sicile sahip olan ve ticari kayıtları izlenebilir olan kişilere bazı kolaylıkların sağlaması gerektiği hususu düzenlemektedir. Buna göre gümrük idaresi tarafından belirlenen kriterleri karşılayan izin sahibi kişiler için; eşyanın tanımlanması için gerekli asgari bilginin temin edilmesi üzerine eşyanın teslimine ve nihai eşya beyannamesinin daha sonra tamamlanmasına izin verilmesine, eşyanın gümrük işlemlerinin, beyan sahibinin mekânında veya gümrükçe izin verilen diğer bir yerde tamamlanmasına ve buna ek olarak mümkün olduğu ölçüde eşyanın sık sık aynı kişi tarafından ithal veya ihraç edildiği durumda belirli bir süre içinde tüm ithalat veya ihracatlar için tek bir beyanname verilmesine izin verilmesine, vergi ve resim yükümlüklerinin kendilerince tahakkuk ettirilmesi ve uygun olduğu durumda diğer gümrük gerekliliklerine uyumu sağlamak için izin sahibi kişilerin ticari kayıtlarını kullanmasına ve sonradan tamamlayıcı bir beyanla desteklenmek kaydıyla beyannamenin izin sahibi kişinin kayıtlarına geçilerek verilmesine gümrük idarelerince imkân sağlanması düzenlenmiştir.

Bu ilke, gümrük işlemlerinin risk bazlı ve sonradan kontrol suretiyle yapılmasına ilişkin sürecin en önemli unsuru olmuştur. Ticari kayıtları izlenebilir firmaların gümrük denetimlerinin sonradan kontrol edilmesi ile gümrük işlemlerinin kolaylaştırılması hedefine doğru çok önemli bir adım atılmış, ülke gümrük idarelerinin bu nedenle denetim yapılarında önemli değişikliklere yol açılmıştır. Bugün birçok gelişmiş ülkede gümrük idaresince onaylanmış kişilerin denetimleri yerel bazda ve sonradan kontrol vasıtasıyla yapılmaktadır.

Sözleşmede gümrük idarelerince, yükümlüler tarafından yapılan hataların kasıtlı olmadığına ve hile niyeti ya da ağır ihmal bulunmadığına kanaat getirdiği takdirde yaptırımların büyük olmaması gerektiği belirtilmiştir. Söz konusu hataların tekrar edilmesini önlemek için gerekli olduğunu düşünürse ancak amacı aşmayacak şekilde bir ceza verilmesi istenmiştir. Böylelikle gerek uluslararası ticarette çok farklı ülkelerde faaliyette bulunan şirketlerin gerekse yurt içinde faaliyet gösteren şirketlerin basit hatalarına karşı gümrük idarelerinin çok yüksek cezalar uygulamayarak ticari faaliyetleri engellememesi istenmiştir.

Revize Kyoto Sözleşmesi ile yapılan önemli düzenlemelerden bir tanesi de teminatlar konusunda olmuştur. Bu kapsamda teminat verilmek suretiyle vergi ve resimlerin ödenmesinin ertelenmesine imkân sağlanması yönünde daha ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır. Ancak gümrük idaresi, ulusal mevzuat olanak tanıdığında, yükümlülüğün yerine getirileceği hususunda ikna olursa teminat talep dahi etmeyebilecektir. Gümrük idaresince teminat istenildiğinde verilecek teminatın tutarı mümkün olduğu kadar düşük olması ve teminatın sadece vergi ve resimlerinin ödenmesine ilişkin olduğu hallerde ise, söz konusu tutarın tahakkuk (tarh) edebilecek vergi ve resimlerin tutarını aşmaması istenmiştir.

Bunların dışında Sözleşme’de eşyaların risk analizine göre muayene edilmesi, bağlayıcı bilgi verilmesi vb. konularda da basitleştirmeler bulunmaktadır.

CUSTOMS 3.0 DÖNEMİ

Bu dönemi diğer iki dönemden ayıran temel özelliğin, gümrük idarelerinin ticaretin daha kolay, hızlı ve güvenli yapılması konusundaki daha ileri uygulamaları geliştirmeye yönelik çabalarda bulunması olduğunu söyleyebiliriz. Customs 2.0 döneminde daha çok yapılacak kolaylaştırmalara ilişkin ilkelerin belirlenmesi ve bu ilkelere uygun bir şekilde ulusal mevzuatların adapte edilmesi ile geçerken, bu dönemde özellikle bilgi işlem alanındaki gelişmeler sadece gümrük beyannamesinin elektronik ortamda verilmesi ile değil, tüm gümrük uygulamaları ile entegre edilmesi, diğer bir deyişle tüm işlemlerin dijital ortamda yapılması ve ticaretin kolaylaştırılarak maliyetlerini düşürülmesine yönelik olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.

Gümrük işlemlerinin kolaylaştırılması ile ilgili en ileri ve kapsamlı dokümanları DGÖ tarafından yayımlanan çalışmalarda bulabilmekteyiz. DGÖ gözden geçirilen Kyoto Sözleşmesinde yer alan ilkelere dayanarak yapmış olduğu çalışmalar ile üye ülke gümrük idarelerine hangi alanlarda gelişme göstermeleri gerektiği konusunda açık bir rehberlik sunmaktadır. Bu nedenle, bu bölümde, tarife, kıymet ve menşe alanındaki gelişmelerden ziyade Customs 3.0 dönemi ile ilgili olarak üye ülkelerin gümrük işlemlerinin kolaylaştırması açısından yapması gerekenleri DGÖ’nün çalışmaları ekseninde açıklanmıştır.

3.1. Gümrük İşlemlerinin Basitleştirilmesi

Customs 3.0 döneminde en önemli unsur gümrük işlemlerini basitleştirilmesi olmuştur. Çünkü ticaretin güvenliğini sağlamak ve aynı zamanda kolaylaştırmak, ülkelerin ekonomik kalkınmasının en önemli faktörlerinden biridir ve toplumsal refah, yoksulluğun azaltılması ve ülkelerin ve vatandaşlarının ekonomik kalkınması buna bağlıdır. Bu konudaki en önemli gelişme SAFE çerçevesi diye adlandırılan düzenlemedir. Bunun dışında eşyanın serbest dolaşıma girmesi için gereken zamanın ölçülmesi, koordineli sınır yönetimi, DGÖ veri modeli, yetkilendirilmiş yükümlü ve tek pencere uygulaması bu dönemdeki diğer önemli uygulamalar olmuştur.

Diğer taraftan, DGÖ dışında da AB’nin 2016 yılında yürürlüğe giren Birlik Gümrük Kodu’nda da bazı önemli yeniliklere gidilmiştir.

3.1.1 SAFE Çerçevesi

Gümrük işlemlerinin basitleştirilmesi kapsamında yapılan en önemli gelişmelerden biri daha önce de belirtildiği üzere revize Kyoto Sözleşmesidir. Kyoto Sözleşmesi bu sözleşmeye taraf olan ülkelerin ticaretin kolaylaştırılması açısından benimsemeleri gereken ilkeleri açıklamaktadır. Söz konusu sözleşmede yer alan bazı ilkelerin uygulanmasına ilişkin daha geniş kapsamlı bir çalışma olarak karşımıza çıkan gelişme, SAFE Çerçevesi diye nitelendirilen “Küresel Ticaretin Kolaylaştırılması ve Güvenliğinin Sağlanmasına Yönelik Standartlar Çerçevesi”dir.

Gümrük idarelerinin ülkeye gönderilen kargo ve eşyaları denetleme yetkisi nedeniyle küresel ticaretin güvenliğinde ve kolaylaştırılmasında merkezi bir rol oynamaktadır. Bununla birlikte, uluslararası ticaret tedarik zincirinin güvence altına alınması ve ticaretin kolaylaştırılmasının sağlanması için bütüncül bir yaklaşım gerekmektedir.

İşte bu nedenlerle, 2004 yılının Haziran ayında DGÖ bünyesinde alınan bir karar ile uluslararası ticaretin güvenliğinin sağlanması ve kolaylaştırılmasında DGÖ’nün ve gümrük idarelerinin pozisyonunu kuvvetlendirecek DGÖ’nün liderlik ve rehberlik rolünü artıracak bir Standartlar Çerçevesi” nin hazırlanmasını teminen Üst Düzey Stratejik Grup’un (HLSG-Heigh Level Startegic Group) oluşturulması kararlaştırılmıştır. Yüksek Seviyeli Strateji Grubu’nun yapmış olduğu çalışmaların akabinde 25 Haziran 2005 tarihinde, DGÖ üyesi 144 devleti temsil eden gümrük idaresi temsilcilerinin onayı ile SAFE Çerçevesi diye nitelendirilen “Küresel Ticaretin Kolaylaştırılması ve Güvenliğinin Sağlanmasına Yönelik Standartlar Çerçevesi” DGÖ Konseyi tarafından kabul edilmiştir. 177 üye ülkeden ülkemizin de içinde bulunduğu 162 ülke Çerçevenin uygulanması yönünde niyet beyanında bulunmuştur.

Bu uluslararası doküman, modern tedarik zinciri güvenlik standartlarını başlatmış ve sınır ötesine geçen eşyanın uçtan uca yönetimine yeni bir yaklaşımın başlangıcı olmuştur. Bu belge gümrük ve iş dünyası arasında daha yakın bir ortaklığın önemini de kabul etmiştir. O zamandan beri, SAFE Çerçevesinin düzenli aralıklarla güncellenmesi ve iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yapılmıştır. Bugüne kadar SAFE Çerçevesi 2007, 2010, 2012 ve 2015 yıllarında olmak üzere 4 kez güncellenmiştir.

SAFE Çerçevesinin Dört Temel Unsuru

Çerçeve, küresel ticaretin kolaylaştırılması ve güvenliğinin sağlanması için Dünya Gümrük Örgütü üyeleri tarafından yapılması gerekenlerin başlangıcı olarak çeşitli ilke ve standartlar vermiştir. SAFE Standartlar Çerçevesi kapsamında küresel standartların oluşturulması sayesinde farklı gümrük idareleri tarafından farklı risk grupları oluşturulmasının önüne geçilmekte ve diğer kamu kurumları ile ilişkileri geliştirerek ticareti gereksiz yere kısıtlayan engeller ortadan kaldırılmaktadır. Yani asıl amaçlanan şey; küresel ticaretin kolaylaştırılması ve güvenliğinin arttırılması yoluyla gümrük işlemlerinin geliştirilmesidir. DGÖ SAFE Çerçevesi 4 temel unsur üzerine kurulmuştur:

  1. Giriş, çıkış ve transit eşyası için önceden sunulan elektronik bilgi gereklerinin uyumlaştırılması,
  2. Çerçeveye taraf olan her ülkenin uluslararası arz zincirinin güvenliğini tehdit eden unsurların belirlenmesine yönelik olarak bir risk yönetimi yaklaşımının oluşturulmasını taahhüt etmesi,
  3. Gerçekleştirilen risk analizi sonucunda eşyanın alıcı ülkenin talebi ile eşyayı gönderen gümrük idaresinin özellikle X-ray cihazları ve radyasyon detektörleri gibi eşyayı dışarıdan muayene eden teçhizat kullanarak yüksek risk taşıyan konteynerleri denetlemesi,
  4. Uluslararası arz zinciri güvenliğine yönelik asgari standartları karşılayan ve en iyi uygulamaları ortaya koyan ticaret erbabına gümrük idareleri tarafından sağlanacak avantajlar.

Söz konusu dört temel unsura dayanan SAFE Çerçevesi, Gümrük-Gümrük, Gümrük-İş Dünyası ve Gümrük – Diğer Devlet Kurumları arasındaki işbirliğinin üç sütunu üzerine kurulmuştur.

1) Gümrük –Gümrük İşbirliği Sütunu

Bu sütunun temel ilkesi, yüksek riskli kargo ve taşıma bilgilerini tanımlamak için ön elektronik beyanın kullanılmasıdır. Gümrük idareleri, otomatik hedefleme araçlarını kullanarak, tedarik zincirinde, kalkış limanından önce veya en geç limanda mümkün olan en kısa sürede yüksek riskli gönderileri belirlemeye çalışacaklardır. Otomatik bilgi değişimi için koşullar oluşturulacak yani sistemler, uyumlu mesajları temel alarak birlikte çalışabilir olacaktır.

Etkili olabilmek ve sürecin ticari faaliyetleri yavaşlatmamasını sağlamak için gümrük idareleri, yüksek riskli gönderileri denetlemek için modern teknolojiyi kullanmaları önem arz etmektedir. Bu teknoloji, büyük ölçekli X-ışınları ve gama ışını makineleri ve radyasyon algılama aygıtları vb.’den oluşmaktadır. Modern teknolojinin kullanımını kolaylaştırarak kargo ve konteynır bütünlüğünün korunması da bu sütunun hayati bir bileşenidir.

2) Gümrük-İş Dünyası İşbirliği Sütunu

Bu sütunun başlıca hedefi, tedarik zincirindeki rolleri açısından yüksek derecede güvenlik garantisi sunan özel sektör işletmelerini tanımlanmak için uluslararası bir sistemin oluşturulmasıdır.

Bu tür programlar, tedarik zincirinin güvenliğine ilişkin değerlendirmeleri, özel sektörün katılımıyla ve daha fazla güvenlik gerektirerek tedarik zincirinin menşei noktasına doğru itmektedir.

SAFE Çerçevesi, tedarik zincirindeki işletmelerin bir güvenlik ortağı olarak yetkili bir statü kazanabileceği kriterleri ortaya koymaktadır. Bu kriterler, tehdit değerlendirmesi, değerlendirilen tehditlere göre uyarlanmış güvenlik planı, iletişim planı, uluslararası tedarik zincirine düzensiz ya da belgesi olmayan eşyaların girmesini önlemek için usule ilişkin tedbirler, yükleme ya da depolama alanları olarak kullanılan yerlerin ve binaların fiziksel güvenliğinin sağlanması, kargo güvenliği, ulaşım araçları, personel denetimi ve bilgi sistemlerinin korunması gibi unsurları içermektedir.

Katılımcıların onaylanması veya yetkilendirilmesindeki öncelikler; ithalat hacmi, güvenlikle ilgili anormallikler, belirli coğrafi bölgelerin oluşturduğu stratejik tehdit veya diğer riskle ilgili bilgiler dahil olmak üzere çok çeşitli faktörlere verilmektedir. Hangi faktörlerin vurgulanacağına karar vermek, gelişen koşullara bağlı olarak kaçınılmaz olarak değişecektir.

İş ortaklarının AEO (Yetkilendirilmiş Yükümlü) statüsünden kazanabilecekleri avantajlar, düşük riskli yüklerin Gümrük’ten daha hızlı taşınması, gelişmiş güvenlik seviyeleri, güvenlik verimliliği ile tedarik zinciri maliyetinin optimize edilmesi, organizasyonun artan tanınmışlığı, artan iş fırsatları, gümrük gereksinimlerinin daha iyi anlaşılması ve AEO ile Gümrük idaresi arasında daha iyi iletişimin kurulması olarak sıralanabilir.

3) Gümrük – Diğer Devlet Kurumları İşbirliği Sütunu

Bu sütunun temel amacı, yükümlülüklerin yerine getirilmesinde denetimlerin tekrarından kaçınarak, arz zincir güvenliği güçlüklerine karşı, etkili ve verimli bir olacak şekilde, tedarik işlemlerini kolaylaştıran ve eşyaların hareketlerini güvence altına alan küresel standartlarda çalışan bir tepki vermeyi sağlamaktır.

Tedarik zinciri güvenliği alanında gümrükle işbirliği yapan birçok devlet kurumu vardır ve bu kurumlar arasında karşılıklı işbirliğinin bir çok farklı şekilleri bulunmaktadır. Örneğin kurumlar tesis, ekipman, veri tabanlarını paylaşabilir ve bilgi alışverişi yapabilirler. Yine hedef/risk değerlendirmesinin yapılması, programların yürütülmesi ortaklaşa yürütülebilir veya teftişler birlikte yapılabilir. Ayrıca, çeşitli kurumların güvenlik programları ve kontrol önlemlerine de destek sağlanabilir.

Bu Sütunun uygulanmasında koordineli sınır yönetimi, tek pencere, AEO ve risk yönetimi araçları önemli birer unsur olup bunların eşgüdümlü olması gerekmektedir.

3.1.2. Eşyanın Serbest Dolaşıma Girmesi İçin Gereken Zamanın Ölçülmesi

DGÖ Zaman Serbest Bırakma Çalışması (Time Release Study, TRS) ile gümrük faaliyetlerinin gerçek performansını ölçmek için bir araç sunmuştur. TRS, ithalat, ihracat ve transit işlemlerinde, gümrük ve diğer düzenleyici aktörler tarafından uygulanan operasyonel yöntemlerin etkinliğini, ilgili yönleri itibariyle ölçmektedir.

TRS’nin birincil amacı gümrük, diğer sınır birimleri ve / veya özel sektörün neden olduğu gecikmelerin sebeplerini tartışmak ve gerektiğinde iyileştirmeye yönelik bir eylem planı oluşturmak için sınır prosedürlerindeki darboğazları bulmaktır.

DGÖ, TRS’de farklı amaçları için bir çok uygun metodolojileri sıralamakla birlikte aşağıda bunlardan sadece üçüne yer verilmiştir:

  • Makro Ekonomik Yaklaşım – Eşyanın varışı ile ekonomiye girmesi arasındaki aritmetik ortalama ve / veya medyanı ölçmek;
  • Stratejik Planlama Yaklaşımı – Standartlaştırılmış sisteme dayanılarak, belirli bir hassasiyetle, eşyanın varışı ile serbest bırakılması arasında geçen her bir olay için (yani, boşaltma, saklama, beyan etme, muayene etme, serbest bırakma, eşyanın taşınması vb.) gerekli süreyi tahmin etmek;
  • Yönetim Yaklaşımı -, Gümrükte eşyanın serbest bırakılması için gereken süreyi yöneticilere doğru istatistiksel yöntemlerle kesin bir şekilde bildirmek.

TRS eşyaların serbest bırakılması için gereken zamanı ölçmek için yapılan bir çalışmada üç aşamanın bulunması gerektiğini söylemektedir:

Aşama 1 – Çalışmanın Hazırlanması,

Aşama 2 – Verilerin Toplanması ve Kaydedilmesi

Aşama 3 – Verilerin Analizi ve Sonuçlar.

DGÖ, TRS ile ülkelerin ticaretin kolaylaştırılmasına yönelik olarak alacakları tedbirlerin etkinliğini ölçmek ve sonuçlarını tartışmak açısından oldukça önemli olması yanında TRS’deki yöntemlerin diğer ülkeler tarafından kullanılması halinde de ülkeler arasında karşılaştırma imkânı verebilecektir.

TRS’nin en önemli faydalarından birisi de, ülkelerin kendi sorunlarını tanımlamasına yardımcı olmasıdır. TRS sayesinde ülkeler hangi işlemlerde darboğazlar bulunduğunu ve bu darboğazların aşılması için nelerin yapılması gerektiği konusunda standart ve objektif veri sağlayabileceklerdir.

3.1.3. Koordineli Sınır Yönetimi

1990’ların ortalarından itibaren, ticareti kolaylaştırmak amacıyla sınırda farklı kurumların çalışmalarını koordine etme talebi giderek önemli hale gelmiştir.  Bu nedenle bir çok ülkede Koordineli Sınır Yönetimi (CBM) olarak da bilinen bir kavram gelişmeye başlamıştır. CBM, uluslararası sınırları aşan yolcu, eşya ve nakliyecilere uygulanan sınır güvenliği ve düzenleyici gerekliliklerle ilgili tüm düzenleyici kurumların kullandığı süreç ve prosedürlerin etkili ve verimli olmasını sağlamak amacıyla sınır işlemlerini yönetmek için takip edilecek yol olarak ifade edilebilir. Koordineli bir sınır yönetim sisteminin amacı, sınırlarda güvenliği sağlarken aynı zamanda ticareti kolaylaştırmak ve yolcuları kontrol etmektir.

Sınır, ülkelerin kendi yargı alanlarına giren veya çıkan eşya, insan ve araç hareketlerini kontrol etme haklarını kullanılan yerlerdir. Diğer bir deyişle sınırlar emniyet ve güvenlik, ticaret politikası, gıda güvenliği, tarımsal karantina, gümrük işlemleri, çevre ve göç işlemleri gibi alanlarda ulusal mevzuata uyumun yapıldığı yerdir. Geleneksel olarak sınır kontrollerinin uygulanmasına katılan çeşitli kurum ve kuruluşlar bulunmaktadır ve sayısız denetimler sınırda gerçekleşmektedir.

Koordineli sınır yönetimi yaklaşımının genel olarak iki farklı boyuttan oluşan bir sistem olduğu söylenebilir. İlk boyut, bir ülkenin veya gümrük birliği içindeki kurum içi koordinasyonu kapsayan bir ulusal sınır yönetimi olması iken ikinci boyut, komşu ülkeler ve ticaret ortakları arasında işbirliği içeren uluslararası sınır yönetiminin bulunmasıdır. Hem ulusal hem de uluslararası düzeyde işbirliği, yerel, bölgesel ve merkezi düzeyde gerçekleşmektedir. Bu nedenle CBM’nin altında yatan temel unsur iletişimdir.

Ulusal düzeyde, kurumlar arası işbirliği ve koordinasyon birçok farklı bileşeni içerebilir. Tek Pencere veya entegre prosedürler ve risk yönetim sistemleri (ortak ICT sistemlerinin kullanımı da dahil olmak üzere) gibi düzenlemeler, farklı sınır kurumları arasındaki en sofistike işbirliği şeklini temsil etmektedir.

Sınır ötesi, diğer bir deyişle uluslararasında kurumsal işbirliği, CBM’nin diğer önemli sütunlarındadır. Bu sütun iki veya daha fazla ülke arasında sağlam bir hukuki çerçeveye dayanmaktadır. İşbirliği bir politika beyanı, bir MOU ya da ikili / çok taraflı bir anlaşma yoluyla başlatılabilmektedir.

Yerel düzeyde sınır ötesi işbirliğinin en uygun şekli “Tek Durak Sınır İdaresi” kavramı ile ilgilidir. Bu kavram, iki komşu ülke tarafından işletilen bir sınır görevine atıfta bulunmaktadır. Söz konusu düzenleme, sınır görevlerinin günlük yönetiminde, talep edilen belgelerin uyumlaştırılmasında, kontrollerin ve verilerin karşılıklı tanınması ve altyapının müşterek olarak sürdürülmesini kapsayan uygun bir yasal çerçevenin geliştirilmesi, bazı denetim araçlarının ortak kullanımı ile yakın işbirliğini gerektirmektedir.

CBM kavramları, gözden geçirilmiş Kyoto Sözleşmesi ve SAFE Çerçevesinde bulunmakta olup gerek ülke içinde gerekse uluslararası ölçekte işbirliğinin başarılması, ticaretin kolaylaştırması açısından büyük öneme sahiptir. Bu nedenle ülke gümrük idarelerine koordineli sınır yönetiminin gerçekleştirilmesinde büyük bir rol düşmektedir.

3.1.4. DGÖ Veri Modeli

Günümüze kadar, temel gümrük otomasyon sistemleri ve Elektronik Veri Değişimi (EDI) tesisleri ulusal gerekliliklere dayalı olarak geliştirilmiş ve işletilmiştir. Bu gereklilikler ulusal mevzuat ve yerel operasyonel ihtiyaçlardan kaynaklanmıştır. Uluslararası veri standartlarını takip etme ihtiyacı da yaygın şekilde kabul edilmektedir. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler Ticaret Veri Öğesi Rehberi (UN Trade Data Element Directory, UN / TDED) ve Birleşmiş Milletlerin Yönetim, Ticaret ve Ulaşım EDI (EDI for Administration, Commerce and Transport, UN / EDIFACT) birçok ülkede yaygın olarak kullanılmıştır.

Söz konusu uluslararası standartların kullanılmasına rağmen, gümrük bölgesi için uluslararası veri sözlükleri mevcut değildi. Gümrük amaçlı UN / EDIFACT standart elektronik mesajları, örneğin, ithalat ve ihracat beyanı için CUSDEC, manifesto için CUSCAR vb. bu alandaki organize bir yaklaşımı temsil etmiştir. Gümrük idareleri, yıllar geçtikçe çok karmaşık yapılara dönüşen bu elektronik mesajların geliştirilmesine katkıda bulunmuşlardır. Bu mesajların devam eden bakımı ile ilgili temel kavramsal veri modelleri ise bulunmamaktaydı.

1996’da, dünyanın yedi büyük ekonomisinin devlet ve hükümet başkanları, kafa karıştırıcı, gereksiz ve standart dışı verilerin ticarete tarife dışı engel oluşturduğu konusunda mutabık kaldılar. Sonuç olarak, gümrük uzmanlarından bir grup oluşturuldu ve bu uzmanların görevi, gümrük gereksinimlerini karşılamak için gerekli olan verileri standart hale getirmek ve azaltmaktı.

G7 ülkeleri, bu standardizasyonun ve verilerin azaltılmasının, uluslararası sınırlardaki eşya akışını artıracağını ve yasal gereksinimleri karşılama ile ilgili maliyetleri ve karmaşıklığı azaltacağına inanmıştı. Bu projenin bir parçası olarak, G7 ülkeleri için uyumlaştırılmış veri setleri, temel gümrük prosedürlerinin her biri için, veri gereksinimlerini ortadan kaldırma, basitleştirme ve standartlaştırma ile en aza indirgeme üzerine geliştirildi.

G7 çalışması, 2001’de Dünya Gümrük Örgütü tarafından devralındı ​​ve bu proje DGÖ Gümrük Veri Modeli Sürüm 1.0 olarak adlandırıldı. Daha sonra DGÖ 2005 yılında Gümrük Veri Modeli Sürüm 2.0’ı ve DGÖ Veri Modeli 3.0 sürümünü ise 2009’un sonunda yayımladı.

DGÖ Veri Modeli, Gümrük Kanunlarına uyumu sağlamak için gümrük idarelerinin minimum veri talep etmesini gerektiren Gözden Geçirilmiş Kyoto Sözleşmesine dayanmaktadır. Bu nedenle, gümrük idareleri, ilgili veri setlerinde en fazla her gümrük prosedürü için listelemiş oldukları veri unsurlarını isteyecektir. Bu getirilen sınırlamalar, gelecekteki veri gereksinimlerinin azaltmasına neden olacaktır. Böylelikle dış ticarette standart dışı verilerin tarife dışı engel oluşturmasının önüne geçilecek ve ticaretin kolaylaştırılması mümkün hale gelecektir. Gümrük idarelerinin bu nedenle minimum veri talep edecek şekilde veri setlerini standardize etmesi önemli bir gelişme olacaktır.

3.1.4. Yetkilendirilmiş Yükümlü (AEO)

Yetkilendirilmiş̧ yükümlü, gümrük yükümlülüklerini yerine getiren, kayıt sistemi düzenli ve izlenebilir olan, mali yeterlilik, emniyet ve güvenlik standartlarına sahip bulunan, kendi oto kontrolünü yapabilen güvenilir firmalara gümrük işlemlerinde birtakım kolaylık ve imtiyazlar tanıyan uluslararası bir statüdür.

Haziran 2005’te SAFE Çerçevesinin kabulünden bu yana, bazı ülkeler zaten AEO veya AEO tipi programları tanıtmış ve akredite edilmiş AEO’lara bazı avantajlar sunmuşlardı. Akredite edilmiş AEO’lar aşağıda listelenen ticari kolaylaştırma avantajlarından yararlanabilmektedirler. Bunlar, tüm gümrük idarelerinin sunduğu faydaların tamamını göstermeyip örnek niteliğindedir:

  • Gümrük İdareleri tarafından AEO statüsünün karşılıklı tanınması,
  • Teminatlı işlemlerde kısmi oranda teminat verebilme veya teminattan feragat edilme,
  • Eksik belgeyle beyanda bulunabilme,
  • Daha az belge kontrolü veya muayeneye tabi tutulabilme,
  • Azaltılmış̧ zorunlu bilgilerden oluşan özet beyan verebilme,
  • Özet beyana ya da özet beyan yerine geçen belgelere veya özet beyan olarak kullanılan bilgilere dayalı emniyet ve güvenliğe ilişkin gümrük kontrollerine daha az tabi tutulabilme,
  • Emniyet ve güvenliğe ilişkin gümrük kontrollerinin yapılacak olması halinde, bu kontrolleri öncelikle gerçekleştirilebilme.

Yetkilendirilmiş yükümlü olmak isteyen başvuru sahiplerinde aranan 4 temel koşul bulunmaktadır:

  • Güvenilirlik Koşulu,
  • Ticari Kayıtların Güvenilir ve İzlenebilir Olması Koşulu,
  • Mali Yeterlilik Koşulu,
  • Emniyet ve Güvenlik Koşulu,

Söz konusu koşullara uyum sağlayan firmaların işlemleri çok daha hızlı ve maliyet etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi sağlanmıştır. Diğer taraftan gümrük idareleri de AEO statüsünü haiz firmaların denetimine daha az zaman ve kaynak ayırma gibi bir avantaja sahip olmuşlardır.

3.1.5. Tek Pencere

DGÖ tarafından ticaretin kolaylaştırılması önlemi olarak görülen “Tek Pencere” ticaret erbabına ve taşıyıcılara eşyaların kabul edilebilirliğinin tanımlanabilmesi için gerekli tüm verileri standart bir formatta sınır kontrolleri dahil olan idarelere bir defa ve tek bir portaldan sunmasına olanak tanıyan bir sistem olarak kabul edilmektedir.

Tek pencerenin uygulanmasında alternatif yaklaşımlar bulunmaktadır. UN/CEFACT Uluslararası Ticaret Prosedürleri Çalışma Grubu tarafından yapılan çalışmalarda tek pencere ile ilgili üç temel yaklaşım ele alınmıştır. İlk yaklaşımda tek pencere, ileri teknolojik alt yapı ve iletişim teknolojisi kullanımı ve uygulanmasını gerektirmemekte iken, bilgilerin elektronik ortamda yer almaları gerekli tek bir defa sunulmasını sağlayacaktır. Aşağıda açıklamalarına yer verilen ikinci ve üçüncü sistemlerde elektronik uygulama söz konusu iken birinci uygulama kağıt tabanlı da olabilmektedir.

1) Tek İdare: Elektronik veya kağıt formatında bilgileri alarak bu bilgileri ilgili tüm idarelere dağıtmaktır. Bu uygulamada arz zincirinde gereksiz engellemeleri önlemek için kontroller koordine edilmektedir. İsveç Gümrük idaresinde karşımıza çıkan bu sistemde, gümrük idaresi Uluslararası Vergi İdaresi, İsveç istatistik Birimi, İsveç Tarım Birimi ve Ulusal Ticaret Birimi gibi görevlerini ilgili idare adına yerine getirmektedir.

2) Tek Otomatik Sistem: Bilgilerin toplanması ve dağıtılmasında ABD’de uygulanmakta olan sistemde, ticaret erbabı standart verileri bir defa sunduktan sonra veriler sistem tarafından işlenerek ilgili idarelere dağıtılmaktadır. Veriler, elektronik ortamda toplanmakta, kullanılmakta ve dağıtılmakta olduğu sistem, kamu otoritesi tarafından yürütülebileceği gibi özel sektör tarafından da idare edilebilmektedir.

3) Tek Bilgi İşlem Servisi: Singapur ve Moritus’ta kullanılan bu sistemde, ticaret erbabı, beyannamelerini işlenmek ve onaylanmak üzere elektronik olarak sunmakta ve onaylar da yine elektronik olarak kamu idarelerince ticaret erbabının bilgisayarına iletilmektedir. Bu sistemde, vergiler, harçlar ve ücretler ticaret erbabının banka hesabından otomatik olarak alınmaktadır.

Tek pencere uygulamasının ön aşaması olarak da kabul edilebilen Koordineli Sınır Yönetimi, tek pencerenin kurumsal yapılanmasını ortaya koyması açısından da önem taşımaktadır.

Ülkemizde de uygulanan tek pencere sistemi yukarıda belirtilen sistemlere bazı yönlerden benzemekle birlikte tam olarak hiç birisine uymadığını söyleyebiliriz.

3.2. AB Gümrük Kodunun Getirdiği Yenilikler

AB Gümrük Kodu 1 Mayıs 2016 tarihinde yürürlüğe girmiş ve 31 Aralık 2020 tarihine kadar geçiş dönemi öngörülmüştür. Söz konusu Kodun amaçları:

  • Gümrük işlemlerini standartlaştırmak, basitleştirmek ve kolaylaştırmak
  • Tüm gümrük işlem ve süreçlerinin tamamen elektronik ortamda yürütülmesini sağlamak
  • Tüm üye ülkelerin elektronik sistemlerini uyumlaştırılmak
  • Güvenilir firmalara (yetkilendirilmiş yükümlü) önemli kolaylıklar getirmek
  • Teminata konu gümrük işlemlerini genişletmek

Şeklinde sıralanmıştır.

AB Gümrük Kodu ile daha önceki kod karşılaştırıldığında bazı yeniliklerin uygulamaya girdiği görülmektedir. Getirilen yeniliklerin en başında tüm gümrük işlemlerinin elektronik ortamda yürütülmesine ilişkin bir inisiyatifin geliştirilmesi olmuştur. Bu kapsamda AB Gümrük Kanunu’nda elektronik altyapının oluşturulması ile ilgili 17 Bileşen bulunmaktadır. Bunlar 1. Birlik Gümrük Kodu (BGK) Kayıtlı İhracatçı Sistemi, 2. BGK Bağlayıcı Tarife Bilgisi, 3. BGK Gümrük Kararı /Gümrük İdaresi Kararı, 4. Ticaret Erbabının/Tacirin Avrupa Bilgi Sistemine Doğrudan Erişimi, 5. BGK Yetkilendirilmiş Ekonomik Operatörlerin iyileştirilmesi, 6. Ekonomik Operatör Kayıt ve Tanımlama Sisteminin iyileştirilmesi, 7. BGK Gözetim, 8. Birlik Statüsünün Kanıtı/İspatı, 9. BGK Yeni Bilgisayarlaştırılmış Transit Sistemi yükseltilmesi, 10. BGK Otomatikleştirilmiş İhracat Sistemi, 11. BGK Özel Rejimler İçin Bilgi Formları, 12. BGK Özel Rejimler, 13. BGK Varış Bildirimi, Eşyanın Sunulması ve Geçici Depolama, 14. BGK Ulusal İthalat Sisteminin İyileştirilmesi, 15. BGK İthalat İçin Merkezi Gümrükleme, 16. BGK Teminat Yönetimi, 17. BGK İthalat Kontrol Sisteminin İyileştirilmesi.

Elektronik sistemlere geçiş için üye ülkelere 31 Aralık 2020 tarihine kadar bir geçiş dönemi öngörülmüştür. Bu kapsamda; beyan, başvuru veya kararlara ilişkin olarak gümrük idarelerinin kendi aralarında ve ekonomik operatörlerle bilgi değişiminin elektronik olarak yapılması ile gümrük işlemlerinin daha etkin ve hızlı yapılması sağlanmış olacaktır.

Yukarıda belirtilen elektronik sistemler ile ilgili en önemli yenilik merkezi gümrükleme diye adlandırılan beyannamenin eşyanın sunulduğu gümrük idaresi yerine yetkilendirilmiş ekonomik operatörün yerleşik olduğu yerdeki gümrük idaresine verilmesi uygulaması olmuştur. Bu uygulama sayesinde, kişiler malların ithal edildiği, ihraç edildiği veya tüketildiği Üye Devletten bağımsız olarak, eşyaları elektronik ortamda beyan edebilecek ve gümrük vergilerini, işletmenin bulunduğu yerde ödeme imkânına kavuşacaklardır. Bununla birlikte, bu uygulama AEO’ların gümrük basitleştirmeleri ile sınırlıdır. Bu durumda, gümrük beyannamesinin verildiği gümrük idaresi;

* Eşyanın ilgili gümrük rejimine tabi tutulmasına ilişkin işlemleri denetlemekte,

* Belge kontrolü işlemlerini yürütmekte,

* Gerektiğinde muayene işlemlerinin eşyanın sunulduğu gümrük idaresince yapılmasını talep etmekte,

* İlgili ithalat ya da ihracat vergisinin tahsili işlemlerini yürütmektedir.

Böylece, merkezi gümrükleme gümrük basitleştirmeleri iznine sahip yetkilendirilmiş ekonomik operatörlere eşyanın giriş veya çıkış yaptığı gümrük idaresi ne olursa olsun gümrük beyannamesini ekonomik operatörün yerleşik olduğu yerdeki ithalat veya ihracat gümrük idaresine elektronik olarak verilmesini mümkün hale getirecektir. Bu durum, eşya trafiğinin daha hızlı akmasını ve genellikle ilk giriş gümrük idaresinde gerçekleştirilen fiziki kontrollerin azaltılmasını, ayrıca ekonomik operatörler için yüksek maliyetler gerektiren eşyanın boşaltma sayısının azaltılmasına imkan sağlayacaktır.

Diğer bir yenilik olarak öz değerlendirme ise başvuru üzerine, gümrük idareleri izni ile gümrük basitleştirmeleri iznine sahip yetkilendirilmiş ekonomik operatörlere tanınan bir kolaylık olup yetkilendirilmiş ekonomik operatör gümrük idaresince yapılması gereken belirli gümrük işlemlerini yerine getirebilmekte, ödenecek ithalat ve ihracat vergisini belirleyebilmekte ve gümrük gözetiminde belirli kontrolleri gerçekleştirebilmektedir. Böylece, belirlenen kriterlere sahip güvenilir ekonomik operatörlere gümrük idaresince yapılması gereken birtakım işlemlerin kendilerinin yapmasına imkan sağlanmış olmaktadır.

Birlik Gümrük Kodunun “Kurumlar Arası İşbirliği” başlıklı maddesi ile getirilen yenilik kapsamında eşyanın diğer yetkili kurumlar tarafından kontrolünün de gümrük idaresinin koordinasyonunda, tek durakta kontrol ilkesi çerçevesinde gümrük kontrolleri ile mümkün olduğu ölçüde aynı yer ve zamanda yürütüleceği yönünde düzenleme bulunmaktadır. Buna göre, gümrük idareleri ile diğer yetkili kurumlar, gerekli görülen hallerde riski asgari düzeye indirmek ve kaçakçılık ve sahtecilikle mücadele amacıyla, posta ve hızlı kargo yoluyla taşınan eşyaya uygulananlar da dahil yapılan gümrük kontrolü ve diğer kontroller kapsamında elde edilen verileri birbirleriyle paylaşabileceklerdir.

Görüleceği üzere, AB Gümrük Kanunu ile DGÖ’nün çalışmalarında yer alan basitleştirmelere yer verilmekle birlikte merkezi gümrükleme gibi daha ileri uygulamalara da yer verilmiş bulunmaktadır.

SONUÇ

20 yy. başından itibaren gümrük alanındaki gelişmeleri tek bir kelime ifade etmek istersek kullanacağımız ifade “Basitleştirme” olacaktır. Gümrük idarelerinin eski çağlardan beri alışık olduğumuz gelir toplama fonksiyonu bugün hala önemini korurken artan ticaret hacmi karşısında ticaretin kolay ve güvenli bir şekilde yapılması bugün gümrük idarelerinin en önemli vazifesi haline gelmiştir.

DGÖ’nün ön ayak olduğu Kyoto Sözleşmesi, ticaretin kolaylaştırılması adına yapılan ilk önemli uluslararası belgedir ve bu sözleşmede ticaretin kolaylaştırılması ile ilgili hükümlerin tamamına yakını gümrük idarelerini ilgilendirmektedir. Diğer bir deyişle, ticaretin kolaylaştırılması deyiminin gümrük işlemlerinin basitleştirilmesi anlamına geldiğini söylemek çok yanlış olmayacaktır. Söz konusu belgede önemli bazı ilkeler benimsenmiş ve bunun yanında gümrük idarelerinden ticareti kolaylaştırmak adına gerek ulusal gerekse uluslararası işbirlikleri yapmaları istenmiştir.

Gümrük idarelerine ticaretin basitleştirilmesi adına yeni görev ve sorumluluklar verilmesinin amacını, basitleştirmelerin ülkelerin rekabet güçlerine artıracağına olan inançta aramak gerekir. Günümüzde üretim tek bir merkezden yapılmamakta, ürünlerin tasarımı, üretimi, montajı, dağıtımı vs. aşamaları birden fazla ülkede gerçekleşebilmektedir. Bu nedenle, lojistik maliyetlerin düşürülerek uluslararası ticaretin yapılabilir hale gelmesi, gümrük işlemlerinin hızlı ve güvenli bir şekilde gerçekleşmesine bağlıdır.

Söz konusu nedenlerle, gelişmiş ülke gümrük idareleri bugün birçok yeniliklere imza atmış bulunmaktadır. Customs 3.0 başlığı altında açıkladığımız söz konusu yenilikler, ülkelerin rekabet gücüne ve dolayısıyla ekonomik büyümesine önemli etkileri olmuştur. Dünya Bankası tarafından yayımlanan 160 ülkenin lojistik performanslarının incelendiği “The Logistics Performance Index (LPI) 2106” raporunda sıralamada ilk 10’nda yer alan ülkeler Hollanda, Singapur, Belçika, Avusturya, İngiltere, Hong Kong ve Amerika Birleşik Devletleri’dir. Almanya son üç yıl için, ilk sıradaki yerini korumaktadır. Bu sıralama bize lojistik performansın ülke ekonomisinin gelişmişlik seviyesi ilişkisini çok açık şekilde göstermektedir.

Bu nedenle ekonomilerini büyütmek isteyen ülkelerin Customs 3.0’a dönüşümlerini çok hızlı bir şekilde gerçekleştirmesi gerekmektedir. Bu kapsamda dönüşüm ile ilgili yapılacak ilk eylem durum analizi ile başlamalıdır. Analiz, ülkelerin ticaretinin kolaylaştırılması için yapılması gerekenleri belirlemeli ve sonra bu eksikliklerin giderilmesi için DGÖ’nün belirtmiş olduğu ilkeler ve yöntemler dikkate alınarak bütüncül bir stratejik planlamayla sonuçlanmalıdır. Tüm ülke kurum ve kuruluşların stratejik plan hedefleri doğrultusunda yönlendirilmesi gerektirdiğinden, konunun oldukça reformist bir şekilde yürütülmesi büyük önem arz etmektedir.

 

YAZAR HAKKINDA

Dr. Erkan ERTÜRK

Daire Başkanı

Gümrükler Genel Müdürlüğü/Kıymet ve Vergilendirme Dairesi

0312 449 30 90

e-posta: e.erturk@gtb.gov.tr

1977 yılında Ankara’da doğdu. 1999 yılında Gazi Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. 2009 yılında University of Illinois’de İşletme Yüksek Lisansını (MBA) ve 2017 yılında Gazi Üniversitesi İşletme Ana Bilim Dalı’nda Doktora eğitimini tamamladı. 2000 yılında Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nda Gümrük ve Ticaret Müfettişi olarak göreve başlayan Dr. ERTÜRK, 2011 yılında Daire Başkanlığı görevine terfi etmiş olup; halen Gümrükler Genel Müdürlüğü Kıymet ve Vergilendirme Dairesi’nde Daire Başkanı olarak görevine devam etmektedir. İyi derecede İngilizce bilmektedir.

 

KAYNAKLAR

Akça, Kenan. 1998 Gümrük Giriş Tarife Cetveli, Gümrük Giriş Tarife Cetvelinde Eşyanın Sınıflandırılması ve Bağlayıcı Tarife Bilgisi, Gümrük Müsteşarlığı, Gümrükler Genel Müdürlüğü, Uzmanlık Tezi, Ankara-1998.

Aniszewski, Stefan. 2009. Coordinated Border Management – a concept paper, WCO Research Paper No. 2, June 2009

APEC. 2003. The revised kyoto convention: A pathway to accession and implementation, APEC Sub-Committee on Customs Procedures, September 2003.

Atasorkun, Ahmet. 1998. Brüksel Kıymet Kodun’dan Cenevre Kıymet Kodu’na Geçiş Nedenleri İle İki Kod Arasındaki Farklılıklar, Gümrük Müsteşarlığı, Gümrükler Genel Müdürlüğü, Uzmanlık Tezi, Ankara-1998.

Atasorkun, A. ve Yurdakul, G. 2015. Gümrük Kıymeti Teori ve Uygulama. (Birinci Baskı). Ankara: Pulat Basımevi, Eylül-2015.

Avrupa Komisyonu, TARIC Kullanıcı El Kitabı, DG TAXUD.

Ayyıldız, Serkan. 2008. Dünya Çapında Menşe Kurallarının Uyumlaştırılması Çalışmalarının Sebepleri ve Olası Sonuçları, Gümrük Müsteşarlığı, Gümrükler Genel Müdürlüğü, Uzmanlık Tezi, Ankara -2008.

Bulut, İmren. 2007. Teknolojik Gelişmelerin Türk Gümrük Tarife Sistemine Yansıması, Gümrük Müsteşarlığı AT ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, Uzmanlık Tezi, Ankara, Ekim 2007,

Gümrükler Genel Müdürlüğü, 2012. “Dünden Bugüne Gümrükler Genel Müdürlüğü”, Ankara, Sayfa:2.

Hıdır, Hasan Ali. 2016. Dünya’da Uluslararası Ticaretin Kolaylaştırılmasına İlişkin Güncel Uygulama ve Girişimler ile Bunların Ülkemize Yansımaları, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Uzmanlık Tezi, Ankara, Mart-2016.

İLGÜZ, Ahmet Ercan. 1998. Avrupa Toplulukları Entegre Tarifesi (TARIC), Gümrük Müsteşarlığı, Gümrükler Genel Müdürlüğü, Uzmanlık Tezi, Ankara-1998.

İstanbul Ticaret Odası. 1989. Armonize sistem nomanklatürü’ne açıklamalar, Yayın No: 1989-4, İstanbul 1989.

Kaya, Talip Engin. 2007. Dünya Ticaretindeki Gelişmelerin Ülkemiz Menşe Mevzuatına Etkisi: Pan-Avrupa-Akdeniz Menşe Kümülasyonu Sistemi Örneği, Gümrük Müsteşarlığı AT ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, Uzmanlık Tezi, Ankara, Ocak 2007

Polner, Mariya. 2011. “Coordinated border management: from theory to practice”
, World Customs Journal, Volume 5, Number 2, 2011.

Solmaz Gümrükleme Ve Ticaret Ltd. Şti. 2000. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT), Sirküler 2000-40.

Tokgöz, Kerim. 1998. Dünyada Menşe Kurallarının Bir Dış Ticaret Politikası Olarak Kullanılması ve Dünya Ticaretine Etkileri: Türkiye İçin Öneriler, Gümrük Müsteşarlığı, Gümrük Müsteşarlığı AT ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, Uzmanlık Tezi, Ankara, Eylül 1998.

WCO. 2008. Single Window Implications for Customs Administrations, November 2008

WCO. 2011. Guide To Measure The Time Required For The Release Of Goods Version 2

WCO. 2015. Guide To Customs Valuation and Transfer Pricing, June 2015.

WCO. 2015. Safe Framework Of Standards, June 2015.

WCO. Globally Networked Customs, GNC Handbook.

WCO. Technical Guidelines on Advance Rulings for Classification, origin and valuation, Revenue Package, June 2015.

Yeni, Evren. 2009. Tek Pencere (Single Window), Tek Durakta Kontrol (One Stop Shop) Ve Merkezi Gümrükleme (Centralized Clearance) Uygulamalarında Dünya Örnekleri ve Türkiye İçin Öneriler, Gümrük Müsteşarlığı, Gümrükler Genel Müdürlüğü, Uzmanlık Tezi, Ankara – Kasım 2009.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *